İş Kazası Nedir? Tanımı ve Hukuki Çerçevesi

İş kazası, uluslararası kuruluşlar ve Türk hukuku tarafından farklı şekillerde tanımlanmakla birlikte, ortak unsurları itibarıyla belirli bir zarara veya yaralanmaya yol açan, önceden planlanmamış ve beklenmeyen bir olayı ifade eder. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) iş kazasını "belirli bir zarar veya yararlanmaya yol açan, önceden planlanmamış beklenmedik bir olay" olarak tanımlarken; Dünya Sağlık Örgütü (WHO) "önceden planlanmamış, çoğu zaman kişisel yaralanmalara, makinelerin, araç ve gereçlerin zarara uğramasına, üretimin bir süre durmasına yol açan olaylar" şeklinde ifade etmektedir. EUROSTAT ise iş kazasını "iş sırasında fiziksel ve ruhsal zarara yol açan ani olay" olarak tanımlamaktadır.

Türk hukukunda iş kazasının temel tanımı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre iş kazası; sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle, bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, emziren kadın sigortalının iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda ve sigortalıların işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olaydır.

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 3. maddesinin (g) bendinde ise iş kazası; "İşyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hâle getiren olay" olarak tanımlanmıştır.

5510 Sayılı Kanun Kapsamında İş Kazası Sayılan Haller

A) Sigortalının İşyerinde Bulunduğu Sırada Meydana Gelen Kaza

İşyerinde meydana gelen kazalar istisnasız iş kazası sayılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, işyeri kavramının kapsamıdır. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2. maddesine göre işyeri; "İşveren tarafından mal veya hizmet üretmek amacıyla maddî olan ve olmayan unsurlar ile işçinin birlikte örgütlendiği birim" olarak tanımlanmıştır. Madde metninden anlaşılacağı üzere mal ve hizmet üretmek amacıyla işçinin birlikte örgütlendiği yerler, bunların eklentileri ve araçlar da işyerinden sayılacaktır. Yargıtay kararlarına göre dağıtım şirketlerinde çalışan işçilerin dağıtım faaliyetlerini gerçekleştirdikleri sırada uğradıkları kazalar da iş kazası niteliğindedir.

Kazalar işverenin dışında, mücbir bir sebeple veya üçüncü kişinin neden olmasıyla meydana gelmiş olsa dahi iş kazası niteliğinde olacaktır. Sigortalının ağır kusurlu olması veya mola verdiği sırada kaza meydana gelmesi halinde de bu durum bir iş kazası niteliği taşımaktadır.

B) Yürütülen İş Sebebiyle Meydana Gelen Kaza

Kanun hükmünde "işçi veya bağımsız çalışanlar" denilerek bağımsız çalışanlar da bu kapsamın içinde tutulmuştur. Zarar veren olayın neden gerçekleştiği önemli değildir; yürütülen iş sırasında meydana gelmesi iş kazası olması için yeterli olacaktır.

C) Görevli Sigortalının Görevi Dışında Geçen Zamanlarda Meydana Gelen Kaza

Bu hüküm yalnızca işverene bağlı olarak çalışan sigortalılar için geçerlidir; 4/b kapsamındaki bağımsız çalışanlar bu kapsamda değildir. İşverenin görevlendirdiği ve asıl işini yapmadığı zaman diliminde sigortalının uğradığı kaza iş kazası niteliğinde olacaktır. Örneğin, kamyon şoförünün görevli olarak başka bir ile gittiği sırada rotasını değiştirip bankaya uğraması sırasında meydana gelen kaza da iş kazası niteliğindedir.

D) Emzirme Süresinde Kadın Sigortalının Uğradığı Kaza

Kadın işçilerin bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için kanunda bir buçuk saatlik süt izni süresi düzenlenmiştir. Bu sürenin hangi saatler arasında olacağını kadın işçi serbestçe tayin edebilecektir. Emzirme süresi çalışma saatleri içinde sayıldığından, süt vermek için ayrılan zamanda meydana gelen kaza da iş kazası sayılacaktır. Emzirme yeri, işyeri olabileceği gibi çalışanın evi veya çocuğun bulunduğu yer de olabilir.

E) İşverence Sağlanan Taşıtla Sigortalıların Taşınması Sırasında Meydana Gelen Kaza

Çalışanların, işverence organize edilen taşıtla işin yapıldığı yere gidiş geliş sırasında meydana gelen kazalar iş kazası sayılacaktır. Aracın mülkiyetinin işverene ait olmasına gerek yoktur; kiralanan araç ile çalışanların geliş gidişi sağlanıyorsa sonuç yine aynı olacaktır. Ancak dikkat edilmelidir ki servis aracından inen çalışanın karşıdan karşıya geçtiği esnada meydana gelen trafik kazasını Yargıtay iş kazası olarak kabul etmemektedir. Buna karşılık servis aracından inip iş yerine doğru yürüyen sigortalının kaza geçirmesi iş kazası sayılacaktır.

İş Kazasının Unsurları

İş kazasının hukuki sonuçlar doğurabilmesi için dört temel unsurun bir arada bulunması gerekir:

  • Sigortalılık: 5510 sayılı Kanun'un 6. maddesinde kimlerin sigortalı sayılmayacağı belirlenmiştir. Buna göre işverenin işyerinde ücretsiz çalışan eşi, aynı konutta birlikte yaşayan ve üçüncü derece dahil bu dereceye kadar hısımlar arasında ve aralarına dışarıdan başka kimse katılmaksızın yaşadıkları konut içinde yapılan işlerde çalışanlar, ev hizmetlerinde süreksiz olarak çalışanlar ile ev hizmetlerinde hizmet akdi ile sürekli çalışmasına rağmen haftalık çalışma sürelerinin 4857 sayılı İş Kanunu'nda belirtilen sürelerden az olması nedeniyle aylık kazançları prime esas günlük kazanç alt sınırının otuz katından az olanlar ve askerlik hizmetlerini er ve erbaş olarak yapmakta olanlar ile yedek subay okulu öğrencileri sigortalı sayılmayacaklardır. Ancak işe yeni alınan çalışanın henüz sigorta işlemleri yapılmamış olsa bile, kişinin maruz kaldığı bir kaza iş kazası sayılacaktır.
  • Kaza: Dışarıdan gelen ve beklenilmeyen bir olay sonucu meydana gelmiş olmalıdır. Meydana gelen kaza sonucunda kişide bir sağlık sorunu, ölüm veya vücudu dışarıdan etkileyecek bir durumun oluşması gerekmektedir. Kişinin vücudunda önceden var olan bir hastalıktan ötürü bünyesel gelişen bir rahatsızlık iş kazası kapsamına dahil olmamaktadır. İş kazalarında herhangi bir sınırlama getirilmemekte; bedenen veya ruhen gerçekleşmiş sağlık sorunları tümüyle iş kazası sayılmaktadır.
  • Zarar: Kazanın sigortalı üzerinde bedensel veya ruhsal bir zarar meydana getirmiş olması gerekir.
  • Uygun illiyet bağı: Meydana gelen kaza ile zarar arasında uygun nedensellik bağının bulunması zorunludur.

İş Kazası Tazminat Davası Nedir ve Kimlere Karşı Açılabilir?

İş kazası tazminat davası; iş kazası sonucunda bedensel veya ruhsal bir zarara uğrayan işçinin, ölüm halinde ise yakınlarının işverene karşı açabildiği maddi veya manevi tazminat davasıdır. İşveren, işçiyi gözetme borcunun gereği olarak işçinin yaşam, sağlık ve beden bütünlüğünü işyeri tehlikelerine karşı korumakla yükümlüdür.

İş kazası nedeniyle tazminat davası; yükümlülüklerini yerine getirmeyen ve tam kusurlu olan işverene, alt işverenlere, işverenin çalıştırdığı kişilere ve aracı kişilere karşı açılabilir. İş kazası sebebiyle zarara uğrayan işçi, taleplerini sorumlulardan her birinden, birkaçından ya da tamamından müteselsil sorumluluk hükümlerine dayanarak isteyebilir.

İş Kazası Sebebiyle Maddi Tazminat Davası

İş kazası neticesinde bedensel ve ruhsal bütünlüğü zarara uğrayan işçinin zararını gidermeyi amaçlayan maddi tazminat hakkında İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nda bir düzenleme bulunmamaktadır. Dolayısıyla maddi tazminata ve bedensel zararla sonuçlanan tüm sorumluluk hallerine Türk Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri uygulanmalıdır. Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesine göre; "Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür." Söz konusu hüküm doğrultusunda cismani zararlar, kazanç kaybı veya malvarlığında meydana gelen eksilme maddi tazminat davası ile karşılanabilir.

Cismani zararlar; bir organın kopması, kırılması, yaralanması veya görme ya da işitme duyularının azalması yahut yitirilmesi, kalp krizi geçirilmesi biçiminde olabilir. Anatomik yapıda bir değişiklik olmaksızın iş kazası sonucunda ruhsal durumun bozulması, psikolojik rahatsızlıkların ortaya çıkması da beden bütünlüğünün ihlali sayılır.

İş kazası sonucunda yaralanma meydana gelmişse maddi tazminat davasını işçinin bizzat kendisi açabilir; yaralanan işçinin yakınları maddi tazminat davası açamaz. İş kazası sonucunda ölüm meydana gelmişse işçinin yakınları maddi tazminat davası açabilir.

Ölüm Halinde Talep Edilebilecek Giderler (TBK m. 53)

  • Cenaze giderleri
  • Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar
  • Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar

Bedensel Zarar Halinde Talep Edilebilecek Giderler (TBK m. 54)

  • Tedavi giderleri
  • Kazanç kaybı
  • Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar
  • Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar

İş Kazası Sebebiyle Manevi Tazminat Davası

İş kazası sonucunda bedensel veya ruhsal bir zarara uğrayan işçi veya ölümlü iş kazalarında ailesi ve yakınları, çekmiş olduğu bedensel veya ruhsal acı, elem, keder ve ıstırap sebebiyle manevi tazminat davası açabilir. İş kazası sonucunda duyulan acı ve üzüntünün parayla ölçülmesi olanaksızdır; ancak manevi tazminatla bir açıdan da olsa duyulan acı ve üzüntü dengelenmeye çalışılmaktadır.

Kimler Manevi Tazminat İsteyebilir?

İş kazası ölümle sonuçlanmışsa; Türk Borçlar Kanunu'nun 56. maddesine göre "Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir." Bu hakkı işçinin ölümü nedeniyle içten acı ve ıstırap duyan yakınları kullanabilir. Yargıtay'a göre burada önemli olan aile hukuku çerçevesinde yakınlık değil duygusal yakınlıktır. Böyle olunca da uzak ya da yakın hısımlık bağları yerine ölenle çok yakın ve içtenlik taşıyan bir bağlılığın varlığı aranır.

İş kazası ölümle sonuçlanmamışsa; manevi tazminat isteme hakkı kural olarak zarara uğrayan işçiye aittir. Ancak Türk Borçlar Kanunu 56/2'ye göre ağır bedensel zarar halinde işçinin yakınları da manevi tazminat isteyebilecektir.

Manevi Tazminatın Koşulları

Özel hal ve şartlar her olaya göre değişmekle birlikte manevi tazminatın temel koşulları şunlardır:

  • Hukuka aykırı fiil
  • Fiil neticesinde bir zararın meydana gelmesi
  • Fiil ile zarar arasında uygun illiyet bağı
  • İşçinin cismani zarar görmesi

İş Kazası Tazminat Davasında Zamanaşımı Süresi

İş kazası nedeniyle tazminat davası açma süresi, Türk Borçlar Kanunu m. 146 gereğince iş kazasının meydana geldiği tarihten itibaren 10 yıldır. İş kazası neticesinde yaralanma (maluliyet) veya ölüm olması arasında genel zamanaşımı bakımından fark yoktur.

Türk Borçlar Kanunu m. 72 gereğince; "Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır." Görüldüğü üzere haksız fiil aynı zamanda suç oluşturuyorsa ve ceza zamanaşımı daha uzun süreliyse ceza zamanaşımı uygulanacaktır. Eğer ceza zamanaşımı daha kısa süreliyse 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır.

İş kazası neticesinde maluliyet (yaralanma) vakıalarında, maluliyet oranının kesin olarak tespit edilememesi durumunda zamanaşımı süresi, maluliyetin "gelişen bir durum" nedeniyle artması halinde, maluliyetin kesin olarak tespit edildiği son rapor tarihinden itibaren işlemeye başlar.

Görevli ve Yetkili Mahkemeler

İş kazası sebebiyle açılacak olan tazminat davalarında görevli mahkeme İş Mahkemeleri'dir. Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Davalı birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir. Yerleşim yeri 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre belirlenir.

İş kazasının veya zararın meydana geldiği yer ile zarar gören işçinin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir. İşçinin yakınları zarar görmüş ise yakınlarının yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir. İşçi ve işveren arasında yukarıdaki hükümlere aykırı yetki sözleşmeleri geçersizdir.

İş Kazasının Bildirilmesi ve Tespit Davası

5510 sayılı Kanun'un 13. maddesinin ikinci fıkrasına göre iş kazası; 4. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile 5. madde kapsamında bulunan sigortalılar bakımından bunları çalıştıran işveren tarafından, o yer yetkili kolluk kuvvetlerine derhal ve Kuruma da en geç kazadan sonraki üç işgünü içinde bildirilmelidir. (b) bendi kapsamında bulunan sigortalı bakımından ise kendisi tarafından, bir ayı geçmemek şartıyla rahatsızlığının bildirim yapmaya engel olmadığı günden sonra üç işgünü içinde iş kazası ve meslek hastalığı bildirgesi ile doğrudan ya da taahhütlü posta ile Kuruma bildirilmesi zorunludur.

İşverenin kontrolü dışındaki yerlerde meydana gelen iş kazalarında bildirim süresi, iş kazasının öğrenildiği tarihten itibaren başlar. Kuruma bildirilen olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağı hakkında bir karara varılabilmesi için gerektiğinde Kurumun denetim ve kontrol ile yetkilendirilen memurları tarafından veya Bakanlık iş müfettişleri vasıtasıyla soruşturma yapılabilir. Bu soruşturma sonunda yazılı olarak bildirilen hususların gerçeğe uymadığı ve olayın iş kazası olmadığı anlaşılırsa, Kurumca bu olay için yersiz olarak yapılmış bulunan ödemeler, ödemenin yapıldığı tarihten itibaren gerçeğe aykırı bildirimde bulunanlardan 96. madde hükmüne göre tahsil edilir.