Yasal itilaflarda hak kayıplarının önüne geçebilmek adına yasal süreçlerin titizlikle takip edilmesi gerekmektedir. Bu yazımızda konuyla ilgili bilmeniz gereken temel yasal esasları derledik.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 118 ve 201 maddeleri arasında düzenlenen aile hukuku, resmi nikahla evlilik bağı kurulmuş kişiler için geçerli olmaktadır. Fakat toplumsal yapı gereği dini nikahla uzun süre birlikte yaşayan kimseler de bulunmaktadır. Bu şekilde birlikte yaşayanlar ziynet eşyaları ya da maddi/manevi ödenek gibi haklarından aile hukuku bakımından yararlanamasa da asliye hukuk mahkemelerinde bu haklarını öne sürebilmektedirler.

Taraflar, evlenmek için yöresel gelenekleri yerine getirmekte ve hatta düğün ile evlenmekte fakat resmi nikah yapmamaktadırlar.

Bu halde tarafların medeni hali de bekar olarak kalmaktadır. Toplumumuzun geleneksel yapısı ve tarafların yaşadıkları sosyal çevre de gözetildiğinde; resmi nikah yapılacağı inancı ile tarafların karı koca hayatı yaşaması, bu kişilerin ayrılması halinde toplum içinde dul olarak etiketlenmesi ve yeni bir evlilik yapmasını zorlaştıracağı gibi ileride yapacağı evliliklerde de böyle bir durumun varlığının aleyhine kullanılabileceği gerçeği ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple tarafların zarara uğradığı ve bundan elem ve üzüntü duyduğu kabul tarafların manevi dengesinin eski haline dönüşmesi, duygusal olarak tatmin edilmesi, zarar verenin de bir daha böyle bir eylemde bulunmaktan alıkonulması amacıyla uygun bir manevi tazminata hükmedilmektedir.

Nitekim Yargıtay kararlarında da dini nikahlı olarak evli olanların ziynet eşyalarını alabileceği, maddi ve manevi ödenek haklarının tanzim edilmesi gerektiği ve hatta taraflardan birinin ölümü halinde, diğerinin gerektiği hallerde destekten yoksun kalma ödeneği isteyebileceği kabul edilmektedir. Buradaki fark aile mahkemesinden talep edilen ve eşe bağlanan nafaka alacağı ve aile hukukundan kaynaklanan diğer hakların dini nikahlı eşe tanınmamasıdır.

Aynı zamanda bu ödenekler için tarafların aile mahkemesine değil, genel görevli olan asliye hukuk mahkemesine başvurmaları gerekmektedir.

Konuya ilişkin Yargıtay’ın emsal oluşturabilecek kararları ise şu şekildedir;

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 06.06.2016 tarih ve 2016/170 E. Ve 2016/7430 K. Sayılı ilamına göre;“1-) Yasal Aşama, ziynet eşyalarının iadesi ve maneviÖdenekIstemine ilişkindir.

Yerel mahkemece, davanın reddine hüküm verilmiş, hüküm, davacı vasıtasıyla temyiz edilmiştir.

Davacı, davalı ile gayri resmi olarak evlendiklerini, düğün yaptıklarını, davalının kendisini evlenme vaadi ile kandırdığını, davalının başka bir bayanla yaşamaya başladığını, yaşananlar nedeni ile psikolojisinin bozulduğunu, ayrıca evden ayrılırken altınlarını ve çeyiz eşyalarını alamadığını belirterek ziynet ve çeyiz eşyasının iadesini ve uğramış olduğu manevi zararın tazminini istemiştir.

Dosya içinde mevcut beyan ve belgelere göre, davacının davalı ile resmiNikahYapılmaksızın birlikte yaşadığı evden ayrılırken üzerinde bir takım ziynet eşyası olduğu ve bunların davalının ailesi vasıtasıyla alınmak istendiği, ancak almalarına izin vermediği ve davacının kolunda zorlama nedeni ile kızarıklıklar olduğu, ancak davacının evden çıkarken üzerinde bulunan ziynet eşyalarının miktarı ve cinsi konusunda kaç tane olduğuna yönelik beyan bulunmadığı gibi yasal aşama dilekçesinde davacının da düğünde takılan altınların hepsinin ne kadar olduğu ve evden çıkarken üzerinde ne kadar altını olduğu konusunda açıklama yapılmadığı anlaşılmıştır.

Mahkemece, davacıya düğünde takılan altınlar ile davalıyla birlikte yaşadığı evden çıkarken üzerinde bulunan altınlar konusunda açıklama yaptırılarak ve tanıklara davacının davalı ile yaşadığı evden çıkarken üzerinde ne kadar altın olduğu hususlarının sorulup açıklattırılarak hüküm verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı gerekçe ile altınların iadesi taleplerinin reddine hüküm verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

2-) Davacının maneviÖdenekIsteminin reddine yönelik temyiz itirazlarına gelince;

Tarafların evlenmek için yöresel gelenekleri yerine getirdikleri, düğün ile evlendikleri, sadece resmiNikahIn yapılmadığı, davacının ve davalının kayden bekar olduğu anlaşılmaktadır.

Toplumumuzun geleneksel yapısı ve tarafların yaşadıkları sosyal çevre de gözetildiğinde; resmiNikahYapılacağı inancı ile davacının davalı ile karı koca hayatı yaşaması, toplum içinde dul olarak etiketlenmesi yeni bir evlilik yapmasını zorlaştıracağı gibi ileride yapacağı evliliklerde de böyle bir durumun varlığının aleyhine kullanılabileceği kaçınılmaz bir gerçektir. Aynı sosyal çevreyi paylaşan davalının, davacının içine düşeceği bu durumu da gözeterek, daha hassas davranmasının, ondan beklenen ve olması gereken bir davranış modeli olduğu da unutulmamalıdır.

Tüm bu olgular birlikte ele alındığında davacının, davalı vasıtasıyla evlenme vaadi ile kandırıldığı ve bunun etkisi altında gerek fiziksel gerek ruhsal anlamda zarara uğratıldığı ve bundan elem ve üzüntü duyduğunun kabul edilmesi ve davacının hukuka aykırı olan eylemden dolayı bozulan manevi dengesinin eski haline dönüşmesi, duygusal olarak tatmin edilmesi, zarar verenin de bir daha böyle bir eylemde bulunmaktan alıkonulması amacıyla uygun bir manevi ödenek hükmedilmesi gereklidir.”

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 25.11.2015 tarih ve 2014/4811 E. Ve 2015/12693 K.

Sayılı ilamına göre;“Davacılar avukati, yasal aşama dışı M. A.'nın sürücüsü ve davalı şirketin işleteni olduğu kamyonet ile yasal aşama dışı F. Ö.'in sürücüsü ve işleteni olduğu motorsikletin çarpışması sonucunda meydana gelen kazada, motorsiklette yolcu olarak bulunan davacının imam nikahlı eşi D. Ö.'in vefat ettiğini, kazada davalı araç sürücüsünün kusurlu olduğunu, yolcu olan desteğin kusuru olmadığını, küçük G.'ın kazadan kısa bir süre sonra 20.06.2010 tarihinde doğduğunu ve babasız dünyaya geldiğini belirterek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla; imam nikahlı eş H. ve kızı G.

Için ayrı ayrı 2.500,00'er TL destekten yoksun kalmaÖdenekI ileImamNikahlı eş H. için 25.000,00 TL ve küçük G. Için 20.000,00 TL maneviÖdenekIn kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline hüküm verilmesini talep ve yasal aşama etmiş; yargılama sırasında davacı avukati maddiÖdenekTalebiniImamNikahlı eş H. için 103.146,16 TL ve çocuk G. Için 42.200,10 TL den toplam 145.346,26 TL olarak ıslah etmiştir.

Davalı avukati,ImamNikahlı eşin maddiÖdenekTalep hakkı olmadığını, maneviÖdenekTaleplerinin fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, maddiÖdenekTalebinin kısmen kabulüyle davacıImamNikahlı eş Hülya için 80.000,00 TL, davacı küçük G. Için 45.200,10 TL destekten yoksun kalmaÖdenekInın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline; maneviÖdenekTalebinin kısmen kabulüyle davacıImamNikahlı eş H. için 15.000,00 TL ve küçük çocuk G.

Için 7.500,00 TL maneviÖdenekIn kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline hüküm verilmiş;...”

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 14.04.2016 tarih ve 2015/6000 E. Ve 2016/5100 K. Sayılı ilamına göre;“Davacı, davalı ile 8.6.2009 tarihindeImamNikahı ile beraber yaşamaya başladıklarını, 23.6.2010 tarihinde bir çocuklarının dünyaya geldiğini, çocuğun davalı vasıtasıyla tanındığını, davalı ile uyumlu bir birliktelik yaşamadıklarını, düzenini bozup davalı ile evlenmek için geldiğini, davalının resmi nikah yapma vaadiyle kandırdığını ve oyaladığını, her türlü baskı ve şiddet uyguladığını, evden kovduğunu, çocuğunu da alarak ablasının yanına gitmek zorunda kaldığını, kişilik haklarının saldırıya uğradığını belirterek, davalının maneviÖdenekIle sorumlu tutulmasını istemiştir.

Yerel mahkemece, davacının resmi nikah yapma vaadi ile kandırıldığı ve kişilik haklarına saldırıda bulunduğu iddialarının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine hüküm verilmiştir.

Dosya kapsamına göre, eşinin 15.3.2009 tarihinde ölümünden sonra davalının, yaşları küçük üç çocuğuyla yalnız kaldığı, babasının hastalığı sebebiyle memleketi olan gittiğinde babasının tavsiyesi üzerine davacı ile evlenmeye hüküm verdiği, davalıyı ailesinden istediği, ailesinin de onay vermesiyle 8.6.2009 tarihinde kına gecesi ve imam nikahı yapıldıktan sonra davalının davacıyı ikamet ettiği iline götürdüğü, davalı ve ailesi ile birlikte yaşamaya başladıkları, bu durumun yaklaşık iki yıl sürdüğü, 23.6.2010 tarihinde bir çocuklarının dünyaya geldiği, çocuğun davalı vasıtasıyla tanıma yolu ile nüfusa kaydının yapıldığı ancak bu süre içerisinde resmi nikahın yapılmadığı ve bunun sonucunda davacının davalının yanından ayrılarak ablasının evinde yaşamaya başladığı sabittir.

Dosya içerisinde bulunan evraklara göre tarafların evlenmek için yöresel gelenekleri yerine getirdikleri, düğün ile evlendikleri, sadece resmiNikahıN yapılmadığı, davacının ve davalının kayden bekar olduğu anlaşılmaktadır.

Toplumumuzun geleneksel yapısı ve tarafların yaşadıkları sosyal çevre de gözetildiğinde; resmi nikah yapılacağı inancı ile davacının davalı ile iki yıl karı koca hayatı yaşaması, resmi nikah yapılacağı vaat edildiği için evlenecekleri inancına kapılan davacının, ilinden getirilmesine rağmen iki yıl boyunca resmi nikahın yapılmaması, çocuğuyla birlikte ablasının evinde yaşamak zorunda kalması, toplumda dul damgasını taşıması, davacının yeni bir evlilik yapmasını zorlaştıracağı gibi ileride yapacağı evliliklerde de böyle bir durumun varlığının aleyhine kullanılabileceği kaçınılmaz bir gerçektir.

Aynı sosyal çevreyi paylaşan davalının, davacının içine düşeceği bu durumu da gözeterek, daha hassas davranmasının, ondan beklenen ve olması gereken bir davranış modeli olduğu da unutulmamalıdır.

Tüm bu olgular birlikte ele alındığında davacının, davalı vasıtasıyla evlenme vaadi ile kandırıldığı ve bunun etkisi altında gerek fiziksel gerek ruhsal anlamda zarara uğratıldığı ve bundan elem ve üzüntü duyduğunun kabul edilmesi ve davacının hukuka aykırı olan eylemden dolayı bozulan manevi dengesinin eski haline dönüşmesi, duygusal olarak tatmin edilmesi, zarar verenin de bir daha böyle bir eylemde bulunmaktan alıkonulması amacıyla uygun bir manevi ödenek hükmedilmesi gereklidir.

Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, davacı yararına uygun bir tutarda manevi ödenek takdir edilmesi gerekirken, isteminin reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.”

Yasal süreçlerin karmaşıklığı ve süre sınırları göz önüne alındığında, hak kaybı yaşamamak için alanında uzman bir avukattan profesyonel yasal yardım almanız önemle tavsiye edilir.