İcra takibinin tarafları alacaklı ve borçludur. İcra takibinde taraf olabilmek için alacaklı ve borçlunun taraf ehliyetine sahip olmaları gerekir. Taraf ehliyeti İcra ve İflas Kanunu'nda düzenlenmemiş olup Türk Medeni Kanunu'na göre belirlenir. Türk Medeni Kanunu'na göre hak ehliyetine sahip olan gerçek ve tüzel kişiler aynı zamanda taraf ehliyetine de sahiptir.
Taraf ehliyeti olmayan kişi adına veya kişiye karşı takip yapılamaz. Bu husus kamu düzenine ilişkin olup takibin icra mahkemesince kendiliğinden iptaline karar verilir.
Münfesih Şirketin Taraf Ehliyeti
Şirketin tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmesi ile sona erer. Tüzel kişiliğin sona ermesi için de tasfiye işlemlerinin eksiksiz tamamlanması gerekir. Şayet tasfiye işlemleri gerektiği gibi tamamlanmamış ve tasfiyesi gereken hususlar eksik bırakılmışsa, tüzel kişilik ticaret sicilinden silinse bile, şirketin ihyası sağlanarak tüzel kişilik aleyhine açılacak davalar ile usulsüzlüğün giderilmesi mümkündür.
Tasfiye süreci; ya tasfiye memuru atanarak, ya da şirket ana sözleşmesinde düzenleme var ise şirket ortaklarınca yerine getirilebilir. Bu sebeple tüzel kişiliği sona ermiş şirketin hak ehliyetinin ve bu kapsamda davada taraf ehliyetinin varlığından söz edilemez. Feshedilmekle tüzel kişiliği sona eren şirketin, medeni haklardan yararlanma ve bu hakları kullanma ehliyeti de son bulacağından, münfesih tüzel kişiliğin, gerek yargıda gerekse diğer resmi merciler önünde temsil edilebileceğinden bahsetmek olanaklı değildir.
Dolayısıyla, tasfiyesi tamamlanıp ticaret sicilinden silinmek suretiyle hukuk alemindeki varlığı sona eren münfesih şirketin takibin tarafı olma ehliyeti de bulunmamaktadır. Ticaret sicilinden terkin edilmiş münfesih şirket hakkında takip işlemlerine başlanması ve yürütülmesi, tasfiye memuru ile ticaret sicile yöneltilecek dava sonucunda tüzel kişiliğin yeniden ihyası ile mümkündür.
Taraf ehliyeti kamu düzeni ile ilgili olup hakimin bu hususu re'sen de göz önünde bulundurması zorunludur (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2015/6656 E., 2015/15822 K.).
Ticaret sicilinden silinmekle tüzel kişiliği sona ermiş ve hukuk aleminden silinmiş olan şirketin haklara sahip olması, borçlu kılınması ve temsilinin hukuken olanaklı olmadığı, bunun sonucu olarak, münfesih şirket adına tüzel kişiliğin sona ermesinden önceki dönemlerle ilgili olsa dahi, hukuki işlem tesis edilemeyeceği, tesis edilen işlemlerin hukuki sonuç doğurmayacağı, hukuki sonuç doğurmayan diğer bir ifadeyle hukuk düzeninde varlık kazanmayan işlemlerin, herhangi bir kişinin menfaatini ihlal etmesinin de söz konusu olamayacağı hususları dikkate alındığında, tüzel kişiliği sona eren şirketin medeni haklardan yararlanma ve bu hakları kullanabilme ehliyeti son bulacağından, yargı mercileri nezdinde temsil edilmesi ve yargılamaya taraf olmasının da mümkün olamayacağı açıktır.
Taraf ehliyeti kamu düzeninden olup mahkemece kendiliğinden göz önüne alınmalıdır. Öte yandan yasanın emredici kuralından kaynaklanan ve bir hakkın yerine getirilmesi ile ilgili bulunan bu husus hakkında İİK'nın 16/2. maddesi gereğince süresiz şikayet hakkı da vardır.
İhya Davası ve Ek Tasfiye
Şirket ihya davası, tamamlanmamış tasfiyelerin tamamlanmasını sağlayan bir müessesedir. Sicilden terkin edilmesi nedeniyle tüzel kişiliği sona eren şirket adına ya da aleyhine icra takibi başlatılabilmesi için, ihya davası açılarak şirketin ihyasına karar verilmesi gereklidir. İhya kararı neticesinde taraf teşkili sağlanmış olacağından şirket alacaklı ya da borçlu sıfatına sahip olabilecektir.
6102 Sayılı TTK'nun geçici 7. maddesi uyarınca sicilden terkin edilen şirketin aynı maddenin 15. bendine göre ihyası mümkündür; bu bentte, "… Ticaret sicilinden kaydı silinen şirket veya kooperatifin alacaklıları ile hukuki menfaatleri bulunanlar haklı sebeplere dayanarak silinme tarihinden itibaren beş yıl içinde mahkemeye başvurarak şirket veya kooperatifin ihyasını isteyebilir…" düzenlemesine yer verilmiştir.
6102 Sayılı TTK'nun 547. maddesinde de; Tasfiyenin kapanmasından sonra ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğu anlaşılırsa, son tasfiye memurları, yönetim kurulu üyeleri, pay sahipleri veya alacaklıların, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden, bu ek işlemler sonuçlandırılıncaya kadar, şirketin yeniden tescilini isteyebilecekleri belirtilmiştir. Dolayısıyla, tasfiyesi tamamlanıp ticaret sicilinden silinmek suretiyle hukuk alemindeki varlığı sona eren (münfesih) şirketin takibin tarafı olmak ehliyeti de bulunmamaktadır.
Ticaret sicilinden terkin edilmiş şirket hakkında takip işlemlerine başlanması ve yürütülmesi tasfiye memuru ile ticaret sicile yöneltilecek dava sonucunda tüzel kişiliğin yeniden ihyası ile mümkündür (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi E.2017/3770 K. 2017/9184 T. 12.6.2017). Tüzel kişiliğin son bulması ile artık eski tüzel kişinin taraf ehliyeti de son bulur. Bundan sonra, eski tüzel kişiye karşı veya onun adına dava açılamaz. Bu halde, ölü kişiye karşı veya ölü adına dava açılması hakkındaki usuli işlemlerin kıyasen uygulanması gerekir.
Şirketin tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmesi ile sona erer. Tüzel kişiliğin sona ermesi için tasfiye işlemlerinin eksiksiz yapılmış olması gerekir. Şayet, tasfiye işlemleri gerektiği gibi tamamlanmamış ve tasfiyesi gereken hususlar eksik bırakılmışsa, tüzel kişilik ticaret sicilinden silinse bile, şirketin tüzel kişiliğinin sona erdiğinin kabulü mümkün değildir. Bir tüzel kişiliğin son bulmasını ifade eden fesih ve tasfiye işlemi, aynı zamanda Borçlar Hukukuna ilişkin bir hukuki işlem olup, bu karar ve işlemin hataya dayanması karşısında gerçek anlamda bir tasfiye işleminden söz edilemez. Hataya veya kasta dayalı, şeklen gerçekleşmiş bir tasfiyenin kaldırılmasının gerek o işlemi gerçekleştirenlerce, gerekse bundan zarar görenlerce istenebilmesi Borçlar Hukukunun temel kurallarından biridir. Borçlar Kanunu hükümleri çerçevesinde, hataya dayalı bir hukuki işlemin düzeltilmesine imkan tanınması kaçınılmazdır. Bu durumda, tüzel kişiliğin yeniden ihyasına gidilerek yargılamanın şirket tüzel kişiliğine karşı devamının sağlanması gerekmektedir. Türk Ticaret Kanunu'nda tasfiye memurunun görev ve yetkileri, tasfiyenin nasıl yapılacağı, alacaklıların haklarının nasıl korunacakları açıklanmıştır. Ayrıca, tasfiye halinde bulunan bir şirketten alacaklı bulunan kişilerin yapılan ilanlara rağmen alacaklarını yazdırmamalarının alacağın düşmesini gerektirmeyeceği hukuksal gerçeği de dikkate alınmalıdır.
Tüzel kişiliği sona eren münfesih şirket, ihyası için tasfiye memuru ile Ticaret Siciline husumet yöneltilerek görevli Asliye Ticaret Mahkemesinde ayrı bir dava açılması için davacı tarafa uygun bir süre verilmelidir. Dava açıldığı takdirde ve alınacak sonuca göre eldeki davaya devam edebilme imkanı bulunduğu belirlendiğinde, tüzel kişiliğe tebligat yapılarak, usulüne uygun şekilde taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esasına girilerek davanın sonuçlandırılması gerekir. Yukarıda açıklanan sebepler dolayısıyla sicilden terkin edilen şirketin icra takibi başlatabilme konusunda taraf ehliyeti bulunmamaktadır. Bu husus kamu düzenine ilişkin olup, mahkeme tarafından re'sen göz önüne alınmalıdır ve taraflarca da her daim ileri sürülebilir.
Kamu düzenine aykırılık, takibin tarafları veya üçüncü kişileri lehine kamu yararı amacıyla konulmuş hükümlerin açıkça ve ağır biçimde ihlalidir. Tarafın taraf ve takip ehliyetine sahip olmamasına rağmen takibin başlatılmış olması kamu düzenine aykırılık teşkil eder. Kamu düzenine aykırılık hallerinde şikayet süreye bağlı değildir. Bu sebeplerle tüzel kişiliği son bulmuş şirketin alacaklarını takip edebilmesi mümkün değildir. Bunu ancak ihya davası açma yoluyla gerçekleştirebilmektedir. Ancak bu dava sicilden terkini izleyen 5 yıl içinde açılabilmektedir.
İhya Davasının Usulü ve Süreler
6102 Sayılı TTK'nun geçici 7. maddesi sicilden terkinin resen Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından yapılmış olması halini düzenlemektedir. Resen terkinin söz konusu olduğu hallerde ihya davasının tabi olduğu zamanaşımı süresi 5 yıldır. Bu süre zarfında terkin işleminin geçici 7. maddede belirlenmiş usul ve esaslara aykırı olarak gerçekleştirildiği tespit edilirse Asliye Ticaret Mahkemesi'nde terkin işlemini yapan ticaret sicil müdürlüğü davalı gösterilerek ihya davası açılabilmektedir.
Geçici 7. maddede belirlenmiş usulü açıklamakta fayda vardır. Ticaret sicil müdürlüğü, şirketin ticaret sicilinden terkin edileceğinin ihtarını içeren tebligatı şirket merkezine gönderir. Tebligatın gönderilmesi ile birlikte Ticaret Sicili Gazetesinde ve ilgili Ticaret Sicili Müdürlüğünün ilan panosunda ihtar konusu ilan edilir. Tebligatın yapılıp yapılmadığından bağımsız olarak Ticaret Sicili Gazetesinde ilandan itibaren 30 günlük sürenin dolmasıyla tasfiye işlemleri başlatılır. Kanun, tasfiye işlemlerinin başlaması için tebligatın usulüne uygun şekilde yapılmasını değil ticaret sicilindeki ilanın üzerinden 30 günlük sürenin geçmesini esas almıştır. Şayet tebligat usulüne uygun şekilde çıkarılmış ancak tebellüğ edilememiş ise bunun bir karşılığı olmayacaktır. Zira kanun tebliğ tarihi olarak ilanı esas almaktadır. Yine geçici 7. maddede yer aldığı üzere resen terkin işlemi tüzel kişiliğin bir davaya taraf olması halinde yapılamaz. Dolayısıyla henüz görülmekte olan bir davada taraf olan tüzel kişilik ticaret sicilinden terkin edilemeyecek, tüzel kişiliği sonlandırılamayacaktır.
6102 Sayılı TTK'nun 547. maddesinde de; tasfiyenin kapanmasından sonra ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğu anlaşılırsa, son tasfiye memurları, yönetim kurulu üyeleri, pay sahipleri veya alacaklıların, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden, bu ek işlemler sonuçlandırılıncaya kadar, şirketin yeniden tescilini isteyebilecekleri belirtilmiştir. Dolayısıyla, tasfiyesi tamamlanıp ticaret sicilinden silinmek suretiyle hukuk alemindeki varlığı sona eren (münfesih) şirketin takibin tarafı olmak ehliyeti de bulunmamaktadır.
Ticaret sicilinden terkin edilmiş şirket hakkında takip işlemlerine başlanması ve yürütülmesi tasfiye memuru ile ticaret sicile yöneltilecek dava sonucunda tüzel kişiliğin yeniden ihyası ile mümkündür.
(T.C. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi E.2017/3770 K. 2017/9184 T. 12.6.2017)
Türk Ticaret Kanunu'nun 547. maddesi uyarınca, tasfiye işlemleri tamamlandıktan ve terkin işlemi gerçekleştirildikten sonra tüzel kişiliğin aktifi yahut pasifi mevcut ise ek tasfiye işlemleri başlatılabilir. Bu durumda tasfiye sırasında gözden kaçan birtakım alacak veya borçlardan söz edilir. Ek tasfiye tüzel kişiliğin bu alacak veya borçların tahsil edilmesine mahsus olmak üzere geçici süre ile ihya edilmesi durumudur.
Ek tasfiye nedeniyle geçici olarak ihya edilmek istenen tüzel kişilik adına Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açılmalıdır. Davada karşı taraf olarak ilgili ticaret sicili müdürlüğü ve tasfiye memurları gösterilir. Davayı son tasfiye memurları, yönetim kurulu üyeleri, pay sahipleri veya alacaklılar açabilirler.
Yukarıda da anlatıldığı üzere şirket ihya davası – davaları tüzel kişiliğin tekrar kazanılması üzerine davalardır. Tüzel kişiliğin zaman zaman geçici olarak zaman zamansa süresiz şekilde kazanılması söz konusudur. İş bu davalarla usule ve yasaya aykırı terkin işlemlerinin bertaraf edilmesi yahut hatalı tasfiye işlemlerinin düzeltilmesi amaçlanmaktadır.
Geçici 7. madde kapsamında açılan davalarda ticaret sicili müdürlüklerine karşı yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmez. Nitekim geçici 7. madde kapsamındaki davalarda ticaret sicili müdürlüğünün davalı olarak gösterilmesi zorunludur.
Ticaret Sicilinden Terkin Edilen Şirkete Karşı İcra Takibi
Bilindiği üzere icra takibinin taraflarını alacaklı ve borçlu oluşturmaktadır. Alacaklı takip talebinde bulunan, borçlu ise kendisine karşı takip yapılan kişidir. İcra takibi süresince, takip içerisinde yer alabilen alacaklı ve borçlu dışındaki kişiler takibin tarafı olmayıp yalnızca üçüncü kişi sıfatına sahiptirler.
Alacaklı ve borçlunun icra takibinde taraf olup, taraf takip işlemlerinde yer alabilmeleri için, taraf ehliyetine sahip olmaları gerekmektedir. Taraf ehliyeti, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nda açıkça düzenlenmediğinden, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 50. maddesi uygulama alanı bulmaktadır. İlgili maddeye göre 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu kapsamında hak ehliyetine sahip olan gerçek ve tüzel kişiler, aynı zamanda taraf ehliyetine de sahiptirler.
Yalnızca hak ehliyetine sahip gerçek ve tüzel kişiler taraf ehliyetine sahip olup icra takibinin tarafını oluşturabileceğinden, taraf ehliyeti bulunmayan kişiler alacaklı ya da borçlu sıfatıyla takipte yer alamayacaklardır. Ayrıca taraf ehliyeti kamu düzeni ile ilgili olduğundan re'sen incelenecektir ve her zaman ileri sürülebilecektir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 01.10.2018 tarihli, 2018/4016 Esas ve 2018/8889 Karar sayılı kararında "…Ehliyetsizlik hali irade bildirimini geçersiz kıldığından, bu durumda olan kişinin yapmış olduğu işlemler ve tasarruflar da hukuki sonuç doğurmaz. Takip ehliyeti yerleşik Yargıtay İçtihatlarına göre kamu düzenine dair olduğundan, her zaman (süresiz) şikayet yolu ile ileri sürülebilir. Yukarıda da belirtildiği gibi, icra müdürü ve icra mahkemesi de bu işlemlerin geçersizliğini kendiliğinden (re'sen) gözetmelidir…" ifadelerine yer verilmiştir.
Ticaret sicilinden terkin edilmekle tüzel kişilik sona ermiş olacağından terkin edilen şirketin hak ehliyetine ve dolayısıyla taraf ehliyetine sahip olma imkânı kalmayacaktır. Bu nedenle sicilden terkin edilen şirkete karşı borçlu sıfatıyla takip yapılamayacağı gibi, şirket de alacaklı sıfatıyla takip talebinde bulunamayacaktır.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 04.02.2019 tarihli, 2018/9275 Esas ve 2019/1210 Karar sayılı kararında:
“…Tasfiyesi tamamlanıp ticaret sicilinden silinmek suretiyle hukuk âlemindeki varlığı sona eren (münfesih) şirketin, yargılamanın tarafı olmak ehliyeti de bulunmamaktadır. Davadan önce veya dava devam ederken tüzel kişiliğin son bulması hâlinde davaya devam edilmesine imkân yoktur. Taraf ehliyeti kamu düzeni ile ilgili olup hâkimin bu hususu resen de göz önünde bulundurması zorunludur. Ticaret Sicilinden kaydı terkin edilen şirketin tüzel kişiliği son bulur. Terkinin tüzel kişinin bizatihi kendisi hakkında sonuç doğurabilmesi için Ticaret Sicili Gazetesinde ayrıca ilanına da gerek bulunmamaktadır…”
Sonuç olarak sicilden terkin edilmesi nedeniyle tüzel kişiliği sona eren şirket adına ya da aleyhine icra takibi başlatılabilmesi için, ihya davası açılarak şirketin ihyasına karar verilmesi gereklidir. İhya kararı neticesinde taraf teşkili sağlanmış olacağından şirket alacaklı ya da borçlu sıfatına sahip olabilecektir.