Adil yargılanma hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınmış temel bir haktır. Bu hakkın ayrılmaz bir parçası olan mahkemeye erişim hakkı, yalnızca ilk derece yargılamasında dava açabilme imkânını değil, aynı zamanda mevzuatta öngörülen kanun yollarına etkili biçimde başvurabilme imkânını da kapsar. İstinaf, temyiz ve karar düzeltme gibi olağan kanun yolları, uyuşmazlığın daha üst bir yargı mercii önünde yeniden incelenebilmesine olanak tanır. Bu nedenle kanun yollarına başvuru imkânının kullanılabilir, açık ve öngörülebilir olması, mahkemeye erişim hakkının korunması bakımından hayati önem taşır.
Kanun yollarına başvurunun belirli sürelere tabi tutulması, hukuki güvenlik ilkesi ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılması amacıyla meşru bir sınırlama olarak kabul edilir. Ancak bu sürelerin ilgililer bakımından doğru, açık ve öngörülebilir şekilde gösterilmesi gerekir. Yargı mercilerinden kaynaklanan hatalı bir bilgilendirme nedeniyle kişinin kanun yoluna başvuramaması, mahkemeye erişim hakkının ihlali sonucunu doğurabilir. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi'nin 16.04.2026 tarihli ve 33226 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan, 07.01.2026 tarihli ve 2023/5880 başvuru numaralı başvurucu şirket başvurusu, konuya ilişkin önemli değerlendirmeler içermektedir.
Kararın Konusu ve Yasal Dayanak
Anılan kararda Anayasa Mahkemesi, mahkemece gösterilen kanun yolu süresine güvenerek hareket eden başvurucunun temyiz talebinin süre yönünden reddedilmesini, adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı yönünden incelemiştir. Başvurucu şirket, hakkında verilen kararda mahkemece belirtilen temyiz süresine uygun şekilde temyiz yoluna başvurmuş; ancak temyiz mercii, kararda gösterilen sürenin hatalı olduğu gerekçesiyle talebi süre aşımı nedeniyle reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucu, mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulunmuştur.
Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesiyle de koruma altındadır. Anayasa Mahkemesi, yerleşik içtihadında mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığını, ancak getirilen sınırlamaların meşru bir amaç taşıması, ölçülü olması ve hakkın özünü zedelememesi gerektiğini vurgulamaktadır. Kanun yolu sürelerinin kaçırılması hâlinde başvurunun reddedilmesi kural olarak bu sınırlamanın bir sonucudur. Ne var ki sürenin hatalı gösterilmesi, doğrudan yargı organından kaynaklanan bir kusur olduğunda, başvurucuya yüklenemez.
Somut Olayın Değerlendirilmesi
Somut olayda ilk derece mahkemesi, kararında temyiz süresini yanlış göstermiştir. Başvurucu, kendisine bildirilen süre içinde temyiz dilekçesini vermiş olmasına rağmen, temyiz incelemesini yapan merci, gerçek sürenin daha kısa olduğunu belirterek başvuruyu süre yönünden reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun kendisine gösterilen süreye güvenmesinin makul olduğunu ve bu güvenin korunması gerektiğini ifade etmiştir. Zira hukuki güvenlik ilkesi, bireylerin devlet organlarının işlem ve kararlarına güvenerek hareket edebilmelerini gerektirir. Mahkemenin hatalı süre göstermesi hâlinde, bu hatanın sonuçlarına başvurucunun katlanmasını beklemek, mahkemeye erişim hakkının ihlali anlamına gelir.
Kararda ayrıca, kanun yolu süresinin hatalı gösterilmesinin yalnızca basit bir yazım hatası olarak değerlendirilemeyeceği, bunun doğrudan hakkın kullanımını engelleyen bir müdahale teşkil ettiği belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi, temyiz merciinin şekilci bir yaklaşımla süre aşımı kararı vermesinin, adil yargılanma hakkının özünü zedelediği sonucuna varmıştır. Bu tespit, yargı organlarının usul kurallarını yorumlarken hakkın özünü koruyacak şekilde hareket etmeleri gerektiğini göstermektedir.
Süreler ve Görevli Mahkeme
Kanun yolu süreleri, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda (HMK) düzenlenmiştir. HMK'nın 345. maddesine göre istinaf yoluna başvuru süresi, kararın tebliğinden itibaren iki haftadır. Temyiz yoluna başvuru süresi ise HMK'nın 361. maddesi uyarınca yine iki haftadır. Karar düzeltme süresi ise HMK'nın 440. maddesinde düzenlenmiş olup, kararın tebliğinden itibaren on beş gündür. Bu süreler hak düşürücü niteliktedir; sürenin kaçırılması hâlinde kural olarak kanun yolu başvurusu reddedilir. Ancak Anayasa Mahkemesi'nin incelediği karar, sürenin mahkemece hatalı gösterilmesi gibi istisnai durumlarda bu katı kuralın yumuşatılması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Kanun yolu başvurularını inceleyen görevli mahkemeler, istinaf için bölge adliye mahkemeleri, temyiz için Yargıtay'dır. Karar düzeltme talepleri ise Yargıtay ilgili dairesi tarafından incelenir. Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolu ise ancak olağan kanun yollarının tüketilmesinden sonra açıktır.
Başvurucu, temyiz talebinin süre yönünden reddedilmesi üzerine bu karara karşı da kanun yollarına başvurmuş, ancak sonuç alamamıştır. Nihayetinde Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuştur.
Sık Sorulan Sorular
- Mahkeme kararında kanun yolu süresi yanlış gösterilirse ne olur? Anayasa Mahkemesi'nin kararına göre, mahkemenin gösterdiği hatalı süreye güvenerek hareket eden kişinin başvurusunun süre aşımı nedeniyle reddedilmesi mahkemeye erişim hakkını ihlal eder. Bu durumda bireysel başvuru yolu açıktır.
- Kanun yolu süreleri ne kadardır? HMK'ya göre istinaf ve temyiz süresi iki hafta, karar düzeltme süresi on beş gündür. Bu süreler kararın tebliğinden itibaren başlar.
- Süre mahkemece yanlış gösterilmişse başvurucu ne yapmalıdır? Başvurucu, kendisine gösterilen süreye uygun şekilde kanun yoluna başvurmalıdır. Başvurunun süre yönünden reddi hâlinde, bu karara karşı itiraz ve temyiz yollarını tüketmeli, ardından Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulunmalıdır.
- Anayasa Mahkemesi'nin bu kararı emsal teşkil eder mi? Evet, Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru kararları, benzer nitelikteki uyuşmazlıkların çözümünde yol gösterici niteliktedir. Ancak her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilir.
- Mahkemeye erişim hakkı hangi durumlarda sınırlandırılabilir? Mahkemeye erişim hakkı mutlak değildir; ancak sınırlamalar meşru amaç taşımalı, ölçülü olmalı ve hakkın özünü zedelememelidir. Kanun yolu süreleri bu kapsamda meşru bir sınırlama olarak kabul edilir.
Sonuç
Anayasa Mahkemesi'nin Ege Enerji Entegre Tarım ve Gıda Sanayi Ticaret A.Ş. kararı, mahkemeye erişim hakkının korunması bakımından önemli bir dönüm noktasıdır. Karar, yargı organlarının kanun yolu sürelerini doğru gösterme yükümlülüğünü vurgulamakta ve bu yükümlülüğün ihlali hâlinde bireyin hakkının ihlal edilmiş sayılacağını ortaya koymaktadır.
Hukuk uygulamasında, özellikle usul kurallarının şekilci yorumlanmasının adil yargılanma hakkını zedeleyebileceği gerçeği bir kez daha teyit edilmiştir. Bu bağlamda, hem yargı mercilerinin hem de avukatların, kanun yolu sürelerine ilişkin bilgilendirmenin doğruluğunu titizlikle kontrol etmeleri gerekmektedir.
Özetle, mahkemece kanun yolu süresinin hatalı gösterilmesi, başvurucuya yüklenemeyecek bir kusurdur ve bu kusur nedeniyle kanun yoluna başvurunun reddedilmesi, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlali sonucunu doğurur. Bu karar, hukuki güvenlik ilkesinin ve bireylerin devlete güveninin korunması açısından da önemli bir mesaj içermektedir.