Hizmet ve Prime Esas Kazancın Tespiti Davalarında İspat Sorunu

Sigortalıların hizmet sürelerinin ve prime esas kazançlarının gerçek ücret üzerinden tespiti talebiyle açılan davalar, hem işçi hem de Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) açısından büyük önem taşır. Bu davalarda en sık karşılaşılan sorun, işçinin Kuruma bildirilen ücretin üzerinde bir gelir elde ettiğini ileri sürmesine karşın, bu iddianın hangi delillerle ispatlanabileceğidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2024/10-340 Esas ve 2025/580 Karar sayılı ilamı, bu alandaki temel ilkeleri ve delil rejimini ayrıntılı biçimde ortaya koymaktadır.

Hizmet Tespiti Davalarının Kamusal Niteliği ve İspat Serbestliği

Hizmet tespiti davaları, kamu düzenini yakından ilgilendiren davalardır. Bu kamusal nitelik nedeniyle, çalışma olgusunun varlığı her türlü delille ispatlanabilir. Ancak ücret konusunda aynı genişlikte bir ispat serbestliği söz konusu değildir. Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre, yazılı delille ispat sınırını aşan ücret alma iddialarının yazılı delille kanıtlanması zorunludur. Bu ayrım, hem 506 sayılı Kanun'un 77. maddesi hem de 5510 sayılı Kanun'un 80. maddesi kapsamında prime esas kazancın gerçek ücret üzerinden hesaplanması gerekliliğinden kaynaklanmaktadır.

Yasal Dayanaklar ve Senetle İspat Kuralı

1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 288. maddesi, bir hakkın doğumu, devri, değiştirilmesi veya sona ermesi amacıyla yapılan hukuki işlemlerin belirli bir tutarı aşması hâlinde senetle kanıtlanması gerektiğini hükme bağlamıştır. Aynı Kanun'un 289. maddesi, karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebileceğini; 292. maddesi ise senetle ispat zorunluluğu bulunan konularda yazılı bir delil başlangıcı varsa tanık dinlenebileceğini düzenlemiştir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 200. ve 202. maddeleri de bu düzenlemeleri korumuştur.

Delil Başlangıcı Kavramı

Delil başlangıcı, dava konusunun tamamen kanıtlanmasına yeterli olmamakla birlikte, iddianın varlığını gösteren ve aleyhine sunulmuş olan tarafça verilen kağıt ve belgelerdir. Yargıtay içtihatlarında delil başlangıcı sayılabilecek belgelerin, tespiti istenen çalışmanın öncesine veya sonrasına ait olması yeterlidir. Bu tür belgelerin varlığı hâlinde, ücret miktarı yazılı delil sınırını aşsa dahi tanık dinlenmesi mümkündür.

Gerçek Ücretin Yazılı Delillerle İspatı

Ücret tutarı yazılı delil sınırını aştığında, tespiti gereken gerçek ücretin hukuksal geçerliliğe sahip belgelerle kanıtlanması gerekir. Bu kapsamda kabul edilen başlıca yazılı deliller şunlardır:

  • Sigortalının imzasını içeren aylık ücreti gösteren para makbuzları,
  • Banka kayıtları,
  • Ticari defter kayıtları,
  • Ücret bordroları.

Bu belgelerin hukuksal geçerliliğe sahip olarak düzenlenmiş olması, yani usulüne uygun biçimde tutulmuş olması gerekir. Aksi hâlde, gerçek ücretin ispatı bakımından delil değeri taşımazlar.

Tanık Dinlenmesinin Sınırları ve İstisnaları

Yazılı delille ispat sınırının altında kalan miktarlar için tanık dinlenebileceği gibi, tespiti istenen miktar sınırı aşsa dahi varlığı iddia edilen çalışmanın öncesine ve sonrasına ait yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belgeler bulunuyorsa tanık dinlenmesi mümkündür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 20.10.2010 gün ve 2010/10-480 Esas - 2010/523 Karar, 20.10.2010 gün ve 2010/10-481 Esas - 2010/524 Karar, 20.10.2010 gün ve 2010/10-482 Esas - 2010/525 Karar, 19.10.2011 gün ve 2011/10-608 Esas - 2011/649 Karar, 19.06.2013 gün ve 2012/10-1617 Esas - 2013/850 Karar sayılı ilamlarında da aynı görüş ve yaklaşım benimsenmiştir.

Somut Olay Değerlendirmesi

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun incelediği olayda, davacı işçi davalı şirkette genel müdür olarak çalıştığını ve aylık net ücretinin 10.480,00 TL olduğunu, ayrıca yılda bir aylık ücret tutarında ikramiye aldığını ileri sürmüştür. Ancak dosyada yer alan asgari ücret üzerinden düzenlenen bordrolara işçi imza atmış ve imza inkarında bulunmamıştır. İlk Derece Mahkemesi, davacının elden aldığı ücret tutarlarının gösterildiğini iddia ettiği personel ücret çizelgelerine dayanarak ücreti belirlemiş; Yargıtay 10. Hukuk Dairesi ise bu belgelerin delil başlangıcı niteliğinde olup olmadığının ve ücretin tanıkla ispat sınırının üstünde kaldığının gözetilmesi gerektiğini belirterek kararı bozmuştur.

Yazı Yaşı (Mürekkep Yaşı) Tayini ve Bilimsel Metot Sorunu

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun aynı kararında, yazı yaşı (mürekkep yaşı) tayinine yarayan ve hâlen kullanılagelen bilimsel bir metot bulunmadığı açıkça vurgulanmıştır. Bu tespit, özellikle sonradan düzenlendiği iddia edilen belgelerin gerçekliğinin denetlenmesi bakımından büyük önem taşır.

Uygulamada, bir belgenin düzenlenme tarihinin sonradan değiştirildiği veya belgenin sonradan oluşturulduğu iddiası sıklıkla ileri sürülmekle birlikte, mürekkep yaşının bilimsel olarak tespiti mümkün olmadığından, bu tür iddiaların başka delillerle desteklenmesi gerekir.

Uygulamaya Yönelik Sonuçlar

Hizmet ve prime esas kazancın tespiti davalarında, işçinin gerçek ücretinin yazılı delil sınırını aşması hâlinde, öncelikle yazılı delillerle ispat zorunluluğu bulunmaktadır. Ancak delil başlangıcı sayılabilecek belgelerin varlığı hâlinde tanık dinlenmesi mümkündür.

Bu nedenle, uygulamada işçi vekillerinin, müvekkilinin çalışma dönemine ilişkin imzalı belgeler, banka kayıtları, ticari defter kayıtları gibi yazılı delilleri titizlikle toplaması; ayrıca delil başlangıcı niteliğinde olabilecek her türlü belgeyi dosyaya sunması büyük önem taşır. İşveren vekillerinin ise bordrolardaki imzaların işçiye ait olduğunu ve imza inkarında bulunulmadığını vurgulaması, ayrıca sonradan sunulan belgelerin delil değerini tartışması gerekir.

Yargıtay'ın bu kararı, hizmet tespiti davalarında ispat kurallarının sınırlarını netleştirmesi ve yazı yaşı tayini konusundaki bilimsel eksikliği vurgulaması bakımından önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır.