Güncel yasal düzenlemeler ve yargı kararları ışığında yasal süreçlerin işleyişini bilmek, haklarınızı korumak adına oldukça önemlidir. İşte konu hakkında bilinmesi gerekenler:
Faaliyet Tespit davası; bir hukuksal çıkar bahsi geçen ise bu çıkar doğrultusunda açılan ve sonunda bir hükümlülük talebi içermeyip duruma göre herhangi bir anlamda bir hükümlülüğe de yol açabilen ve konusuna ilişkin bir hususun bir hükümle tespitini amaçlayan davadır. Bu hüküm kesin hüküm halini aldığında, konusu olan hukuksal durumun varlığı ya da yokluğu yahut tespit konusu belgenin ya da durumun gerçekten olup olmadığı herkese karşı hüküm ifade etmektedir.
İçerikGöster Faaliyet Sözleşmesinin Unsurları Nelerdir? Faaliyet Tespit süreçlerinde Görevli ve Yetkili Yargı Mercii Hangisidir?Faaliyet Tespit süreçlerinde Süre Nedir? Hak Düşürücü Sürenin İstisnaları Var Mı? Faaliyet Tespit Davasını Kim Açabilir? Faaliyet Tespit Davası Açabilmek İçin Gerekli Şartlar Nelerdir?
Faaliyet Tespit Davasının Konusu Nedir? Faaliyet Tespit Davasında İspat Koşulu Var Mı?
Sosyal güvenlik en temelinde toplumsal risklere karşı bireyin korunma hakkını temsil eder. Bireyin risklere karşı yasal koruma hakkını elde edebilmesinde sigortalı faaliyet süresi en önemli koşullardan birini oluşturmaktadır.
Uzun erimli sigorta kolları olan malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasından yararlanabilmek için yasada belirtilen sigortalılık süresini ve/veya prim gün sayısı koşulunu gerçekleştirmiş olmak zorunludur. Bu koşulun gerçekleşmediği durumlarda sosyal güvenliğin kapsamı sigortalı açısından ister istemez daralmaktadır.
Özellikle primli sistemin benimsendiği sosyal güvenlik sistemlerinde sigortalılık süresi sistemin merkezinde yer almıştır.
Türk sosyal güvenlik sisteminin primli sisteme dayalı olduğu anımsandığında sigortalı hizmetlerin önemi anlaşılabilir olmaktadır.
Faaliyet Sözleşmesinin Unsurları Nelerdir?
4857 sayılı yasanın 8. Maddesindeki tanıma göre, “iş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir.’’ Yargıtay’a göre ise;
A-İşçinin işverenin talimatlarına göre hareket etmesi,
B- İş sürecinin ve sonuçlarının işveren vasıtasıyla denetlenmesi,
C- İşin işverene ait işyerinde görülmesi,
D- Malzemenin işveren vasıtasıyla sağlanması,
E- İş görenin işin görülme tarzı bakımından iş sahibinden talimat alması,
F- İşin iş sahibi veya bir yardımcısı vasıtasıyla kontrol edilmesi,
G- Bir sermaye koymadan ve kendine ait bir organizasyonu olmadan faaliyet göstermesi
H- İşçinin, işverenin belirlediği koşullarda çalışırken, kendi yaratıcı gücünü kullanması,
I- İşverenin isteği doğrultusunda işin yapılması için serbest hareket etmesi,
I-Çalışanın işyerinde kullanılan üretim araçlarına sahip olup olmaması.
J- Kar ve zarara katılıp katılmaması,
K- Girişimcinin sahip olduğu hüküm verme özgürlüğüne sahip olup olmaması” olarak sıralamıştır
(Y. 9. HD, 2008/10530 E. 2010/4617 K, 22.02.2010 T. Benzer hüküm Y. 9.
HD, 2008/12560 E, 2010/4619 K, 23.02.2010 T., Çalışma ve Toplum, 2010/4 (27), 259-272).
Faaliyet Tespit süreçlerinde Görevli ve Yetkili Yargı Mercii Hangisidir?
5510 sayılı Yasa 86/9’da yer verilen açık hüküm gereğince faaliyet tespit davalarının incelenmesinde görevli yargı mercii İş Mahkemeleridir. İş mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde ise görevli yargı mercii Asliye Hukuk Mahkemesidir.
5521 sayılı İş Yargı Mercileri Kanunu’nun 5. Maddesine göre; İş mahkemelerinde açılacak her yasal aşama, açıldığı tarihte yasal aşama olunanın Türk Medeni Kanunu gereğince ikametgahı sayılan yer mahkemesinde bakılabileceği gibi, işçinin işini yaptığı işyeri için yetkili mahkemede de bakılabilir.
Sosyal Güvenlik Kurumu aleyhine açılan davalarda yetkili yargı mercii, Sosyal Güvenlik İl Müdürlüklerinin bulunduğu yer iş mahkemesidir. Yasal Aşama açılırken işverenle birlikte Sosyal Güvenlik Kurumuna da husumet yöneltilmelidir.
Faaliyet tespit davasında davalı sayısı birden fazla olması halinde davalılardan birinin ikametgâh adresindeki mahkemede açılması gerekmektedir.
Faaliyet Tespit süreçlerinde Süre Nedir?
5510 sayılı Kanun’un 86/9’a göre, aylık prim ve faaliyet belgesi işveren vasıtasıyla verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları ilâm ile ispatlayabilirlerse, bunların yargı mercii hükmünde belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır. Yasa hükmünden de anlaşılacağı üzere faaliyet tespit davalarının açılabilmesine ilişkin olarak hizmetlerin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıllık bir süre öngörülmüştür. Bahsi geçen beş yıllık süre hak kaybına sebep olacak bir süredir.
Hak Düşürücü Sürenin İstisnaları Var Mı?
Faaliyet tespit davalarına ilişkin yukarıda belirtilen hak düşürücü süre mutlak nitelikte değildir. Yargıtay 10.
Ve 21. Hukuk Dairelerinin süreklilik kazanmış kararlarına göre:
A- Müfettiş vaziyet tespit tutanağı ya da tahkikat raporlarıyla çalışma tespit edilmişse,
B- Asgari işçilik incelemesi neticesinde işverenden sigortalının primleri Kurumca icra yoluyla tahsil edilmişse,
C- İşveren imzalı ücret tediye bordrosunda sigortalıdan sigorta primi kestiğini açıkça gösterdiği halde sigorta primini Kuruma yatırmamışsa,
D- Sigortalı hâlinde iken memurluğa geçmiş olursa,
E- İşe giriş bildirgesi Kuruma süresinde verilmiş; fakat bordrosu ve primi SGK’ya intikal ettirilmemişse,
F- İşçilik hakları tazminatlarına (ihbar, kıdem tazminatı, ücret alacağı vs.) ilişkin aynı döneme ait kesin hüküm niteliğini taşıyan yargı kararları varsa, faaliyet tespit davaları zamanaşımına uğramaz.
Faaliyet Tespit Davasını Kim Açabilir?
Faaliyet tespit davasını kişinin bizzat kendisi veya kişi ölmüşse hak sahipleri açabilir. Sigortalının kendisinin açması hâlinde faaliyet tespitine konu işyerinde hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurabilir. Sigortalı ölmüşse murisin hak sahiplerinin faaliyet tespit davasına dair hak düşürücü süresi murisin ölüm tarihinden başlar.
Faaliyet Tespit Davası Açabilmek İçin Gerekli Şartlar Nelerdir?
Faaliyet tespit süreçlerinde Sosyal Güvenlik Kurumu ile beraber işverenin de muhatap gösterilmesi gerekmektedir.
Yasal Aşama konusu hizmetin geçtiği sürede işyeri değişmiş ise eski işveren yanında işyerini devralan yeni işverenin de Sosyal Güvenlik Kurumu ile birlikte hasım gösterilerek davaya dahil edilmeleri gerekmektedir.
Aksi halde faaliyet tespit edilse dahi Yargıtay’ca hüküm bozulmaktadır. Uygulamada bildirim ve prim ödeme yükümlülüğünü zamanında yerine getirmeyen alt işveren idari veya yargı mercii kararlarıyla sonradan yerine getirilmesi istenen dönemde kendisine ulaşılamaması, prim ödeyemeyecek ekonomik zorluk çekmesi gibi nedenlerle sigortalılar mağdur edilebilmektedir. Bu gibi hallerde alt işveren ile birlikte asıl işverene faaliyet tespit davası açılabilmektedir.
Faaliyet Tespit Davasının Konusu Nedir?
Faaliyet tespit davasının hukukumuzdaki yasal dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 86/9 hükmüdür. Madde hükmüne göre;
“Aylık prim ve faaliyet belgesi işveren vasıtasıyla verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları ilâm ile ispatlayabilirlerse, bunların yargı mercii hükmünde belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır.”
Bu madde ışığında, faaliyet tespit davasıyla, mahkemeden, davacı işçi ile işveren arasında, faaliyet sözleşmesine dayalı olarak, belli tarihler arasında ve belirli bir ücret karşılığında bir iş ilişkisinin mevcut olduğunun tespiti talep edilir.
Faaliyet Tespit Davasında İspat Koşulu Var Mı?
Çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabilir.
İşe giriş bildirgesinin işlevi Kurumu sigortalının çalışmaya başladığından haberdar etmek olduğundan bildirgenin verilmiş olması mutlaka çalışıldığını göstermez. O nedenle çalışma olgusunun ispatı başka delillere ihtiyaç gösterir.
Yargıtay önceleri işe giriş bildirgesinin sigortalının imzasını taşıdığı, dolayısıyla bildirgede yazılı işe giriş tarihinin aksinin ancak eş değerde delillerle kanıtlanabileceği yönünde kararlar vermekteydi. Ancak Yüksek Yargı Mercii sonraki kararlarında içtihadını değiştirerek, kanımızca haklı olarak, işe giriş bildirgesinin daha önceki çalışmalar için aksi kanıt olmayacağı, bu çalışmaların her türlü delille ispatlanabileceği sonucuna varmıştır.
Yargıtay bu görüşe dayanak olarak işe giriş bildirgesindeki sigortalının imzasının kimliğiyle ilgili bilgilerle sınırlı olduğunu, işe giriş tarihinin altını işverenin imzalamasını ve bildirgenin verilmesinin çoğu zaman sigortalının bilgisi dışında gerçekleşmesini göstermiştir. Sigortalı hizmetin tespiti için verilen kararlarda bu davaların özel bir duyarlılığı gerektirdiği ve suiistimallere açık olduğu düşüncesinden hareketle son derece titiz davranılmakta ve hüküm için sadece tanık beyanları yeterli sayılmamaktadır.
Kararlarda tanık beyanlarının diğer delillerle desteklenmesi gereğine işaret edilmektedir.
Yargıtay’ın konu ile ilgili olarak verdiği şablon kararlara göre, tanık beyanları somut olgulara dayanmalıdır. Görevi ‘maddi’ gerçeği bulmak ve delilleri re’sen toplamak olan hakim bunların inandırıcılığı üzerinde durmalı, tanıkların sigortalı ve işveren ile olan ilişkilerinin mahiyetini -örneğin o dönemde çalışıp çalışmadıklarını- araştırmalıdır.
Bazı hallerde uzun yıllar öncesine ait bilgilerin nasıl olup da unutulmadan taşınabildiği hakim vasıtasıyla göz önüne alınmalı, tanıklar buna göre isticvap edilmeli, işyerinin kapsam, kapasite ve niteliğiyle bu beyanlar karşılaştırılmalıdır.
Hakim, ayrıca, işyerindeki müdür, şef, ustabaşı, posta başı gibi işveren avukatleri ve işyerinde çalışan diğer kişiler ile komşu işyerlerinden o yeri bilenleri de re’sen çağırtarak dinlemeli, çalışma olgusunu bu şekilde hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde sağlıklı bir biçimde belirlemelidir.
Yazılı belgenin aksi ancak eş değerdeki bir delille ispatlanabilir. Bu nedenle sigortalının çalıştığı döneme ait bir yazılı belge varsa, örneğin işyerinde sigortalının çalışmaları düzenli olarak Kuruma bildirilmiş, kayıtları düzenli tutulmuş, primleri yatmış ve işyerindeki bordrolarda sigortalının imzası varsa artık bu dönem için tanık dinletilemez.
Aynı şekilde Yargıtay resmi kurumlarda çalışmanın yasa gereği mutlaka kayıtlara geçeceği, ücret ödeneceği, ücretlerden sigorta primi kesileceği ve prim belgelerinin düzenlenip Kuruma ulaştırılacağından hareketle resmi kurum kayıtlarında gözükmeyen çalışma iddialarının ayrıntılı şekilde araştırılarak kayıtlara geçmeme nedeninin incelenmesi gerektiğini hükme bağlamıştır.
Her yasal vaziyet kendi içinde özel değerlendirmeler gerektirir. Olası itilaflarda herhangi bir hak kaybına uğramamak adına yasal sürecin uzman bir hukukçu ile yürütülmesi faydalı olacaktır.