Devralan şirket, küllî halefiyet gereğince önceki şirketten kaynaklanan tüm hukukî ihtilaflar yönünden pasif husumet ehliyetine sahip olduğundan somut olayda ek tasfiyeye gerek yoktur.

T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu

Esas No: 2024/11-60
Karar No: 2025/588

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I

İncelenen Kararın

Mahkemesi: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
Tarihi: 25.05.2023
Sayısı: 2023/861 E., 2023/908 K.

Özel Daire Kararı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 01.12.2022 tarihli ve 2021/3116 Esas, 2022/8583 Karar sayılı bozma kararı.

Taraflar arasındaki genel kurul kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun usulen kabulüyle İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılarak yeniden hüküm kurulmasına ve davanın usulden reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. Dava

Davacı vekili; müvekkilinin davalı şirketin 500.000,00 TL değerindeki %5 hissesinin sahibi olduğunu, davalı şirket ortaklarından K. A.Ş. tarafından davalı şirket hakkında Bakırköy 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/347 Esas sayılı davası ile kayyım atanmasına ve olağanüstü genel kurul toplantısı yapılmasına izin verilmesine dair karar alındığını, atanan kayyımın 17.12.2013 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının yapılmasını sağladığını, 07.12.2013 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararların iptali için şirket ortaklarından G. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti’nin (Kapatılan) Bakırköy 20. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/469 Esas sayılı dosyası ile açtığı davanın reddedildiğini, anılan olağanüstü genel kurul kararlarının tescil talebinin de Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından reddedildiğini, bunun üzerine davalı şirketin İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1124 Esas sayılı dosyası ile İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü aleyhine itiraz davası açtığını, dava devam ederken G. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından davalı şirket aleyhine Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/253 Esas sayılı dosyası ile bölünme sözleşmesinin uygulanması, olmadığı takdirde şirketin feshi talepli dava açıldığını, mahkemenin 17.08.2014 tarihinde ihtiyati tedbir kapsamında İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1124 Esas sayılı davası sonuçlanıncaya kadar yönetim, sonrasında denetim kayyımı atanmasına karar verdiğini, (Kapatılan) Bakırköy 20. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/469 Esas sayılı davanın reddedildiğini, Yargıtayın kararı bozduğunu ve yargılamanın (Kapatılan) Bakırköy 3.

Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/80 Esas üzerinden devam ettiğini, (Kapatılan) Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/253 Esas sayılı dosyasında davalı şirketin feshine karar verildiğini ve kararın temyiz incelemesinin devam ettiğini, İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1124 Esas sayılı dosyasında kayyımın kasıtlı eylem/eylemsizlikleri neticesinde davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini, belirttikleri davaların yargılamaları devam etmekteyken kayyımın şirket genel kurulunu, bölünme sözleşmesinin görüşülmesi gündemi ile 08.12.2014 tarihinde toplanmak üzere olağanüstü toplantıya davet ettiğini, toplantının nisap sağlanamadığından 22.12.2014 tarihine ertelendiğini, bu toplantının da 16.01.2015 tarihine ertelendiğini, ancak yapılamadığını, durum bu aşamadayken şirketin büyük iki hissedarının, her nasılsa kendi aralarında ve kayyımla anlaştıklarını, bu anlaşma çerçevesinde kayyımın şirket genel kurulunu bölünme planının görüşülmesi ve karar alınması gündemli olarak olağanüstü toplantıya davet ettiğini ve ihbarname gönderdiğini, kayyıma ve davalı şirkete ihtarname gönderildiğini ancak hiçbir netice alınamadığını, davalı şirketin olağanüstü genel kurulunun 11.04.2016 tarihinde toplandığını ve bir kısım kararlar alındığını, kararların tamamına muhalefet edildiğini, kararların yoklukla malûl, kanun, esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, olağanüstü genel kurul toplantısının bildirilen ve ilan edilen zamanda yapılmadığını, bakanlık temsilcisinin toplantı saati geçtikten sonra toplantı mahalline geldiğini, itirazlarına rağmen toplantıyı açtığını, toplantı başlangıcında toplantı ile ilgili noter onaylı bir karar olmadığının anlaşıldığını, bunun üzerine hâkim ortakların o sırada kayyıma hitaben toplantı talep ettiklerine dair yazı hazırlayarak bakanlık temsilcisine verdiklerini, gündemin 3. maddesine göre tam bölünme hâlinde 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) 159/1-a maddesi gereğince şirketin tüzel kişiliği ve bu suretle mahkeme tarafından atanan yönetim/denetim kayyımının da görevinin kendiliğinden sona ereceğini, bu durum karşısında tam bölünmenin yönetim kayyımlığının ve dolayısıyla mahkeme kararının ortadan kaldırılmasına yönelik olduğunu, tam bölünme gündemli olağanüstü genel kurul daveti yapmaya mahkeme tarafından atanan yönetim kayyımının yetkili olmadığını, bölünme planının hukuka, malî kayıtlara ve usule uygun olup olmadığının toplantı öncesi makul sürede denetlenemediğini, bölünmenin, dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, müvekkiline hisse devreden şirketlerin yönetim yetkisini kötüye kullandıklarını, şirketin malî kayıtlarında usulsüzlük yaptıklarını, kendi adlarına gerçekte olmayan alacaklar oluşturarak ortaklar cari hesabına kaydettirdiklerini, bölünme konusunda anlaşan ve eldeki dava konusu kararları alan şirket ortaklarının, şirketi yönettikleri dönemde davalı şirketin sattığı, bedelini tahsil ettiği taşınmazları alıcılara fatura etmediklerini, bu defa bölünme sureti ile şirketin sattığı taşınmazları kendi üzerlerine geçirdiklerini, şirket mal varlığını alacaklılar aleyhine kaçırdıklarını, bölünme sonucu oluşturulan şirketlerde müvekkiline hisse verilmesinin öngörülmediğini, müvekkilinin davalı şirketteki hissesinin yok edildiğini, ayrılma akçesi gösterilmediğini ileri sürerek davalı şirketin 11.04.2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan tüm kararların yokluğunun tespitine ve iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

II. Cevap

1. Davalı (1) numaralı davalı şirket

San. ve Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; dava dilekçesinde husumetin münfesih O.

Dünyası A.Ş'ye yöneltildiğini, dava dışı şirketin tüzel kişiliğinin son bulmasının sebebinin 11.04.2016 tarihli genel kurul kararı ile gerçekleşen tam bölünme olduğunu, anılan şirketin bölünmesi neticesinde üç yeni şirketin oluştuğunu, huzurdaki dava açısından müvekkilinin halefiyetinin sadece bölünen şirketin aktif ve pasif mal varlığı ile sınırlı olduğunu, davanın, iptali istenen şirkete ve genel kurula katılan ortaklara karşı açılması gerektiğini, tasfiye işleminden sonra bir şirkete dava açılmasının hukuken mümkün olmadığını, davanın öncelikle husumet yokluğundan reddini talep ettiklerini, bölünme kararının anlaşmazlığı sonlandırmayı amaçlayan, kararların payların neredeyse tamamına sahip ortakların teklifi, tüm ortakların ve dava dışı üçüncü kişilerin menfaatine olacak şekilde alındığını, davacının genel kurul toplantısında hazır bulunduğunu, toplantı gündeminden, tarihinden ve yerindenhaberdar olduğunu, genel kurul toplantısına bizzat katılarak oy kullandığını, bu nedenle genel kurul kararlarının yokluğunun tespiti talebinin hukuki dayanağının bulunmadığını, davacının iddia ettiği gibi hissesinin yok edilmediğini, bölünme neticesinde davacıya ayrılma akçesi ödenmesinin öngörülmediğini ancak davacının bölünmeye onay verdiğini, TTK'nın 159 ve devamı maddeleri uyarınca bölünme işlemlerinin usulüne uygun şekilde gerçekleştirildiğini, bölünme sözleşmesinin ve bölünme planının genel kurul onayına sunulduğunu ve kabul edildiğini, alacaklıların korunmasına ilişkin hükümlere riayet edildiğini, şirket mal varlığının alacaklılar aleyhine kaçırılmasının söz konusu olmadığını, bölünme sonucu oluşturulan şirketlerin bölünen şirketin borçlarından müteselsilen sorumlu olduğunu, dolayısıyla alacaklıların zarara uğratılmasının mümkün olmadığını, dava konusu genel kurul kararlarının kanuna, esas sözleşmeye ve dürüstlük kuralına uygun olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.

2. Davalı (2) numaralı davalı şirket

Vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin bölünme işlemi neticesinde kurulan yeni şirketlerden biri olduğunu, bölünen şirketin genel kurul kararlarının iptali davasında pasif dava ehliyetinin bulunmadığını, zira iptali istenen kararların bölünen şirketin genel kurulunda alındığını, müvekkilinin bu kararların alınmasında taraf olmadığını, TTK'nın 159/1 maddesi uyarınca bölünme ile bölünen şirketin mal varlığının külli halefiyet yoluyla yeni kurulan şirketlere geçtiğini, ancak bunun genel kurul kararlarının iptali davasında pasif dava ehliyeti anlamına gelmediğini, davacının müvekkili şirkete karşı husumet yöneltmesinin hukuken mümkün olmadığını, davanın müvekkili yönünden husumet yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini, esasa ilişkin olarak da bölünme işleminin TTK'nın 159 ve devamı maddeleri ile 6102 sayılı TTK'nın ilgili hükümlerine uygun olarak gerçekleştirildiğini, bölünme sözleşmesinin Sermaye Piyasası Kurulu ve Rekabet Kurulu onayından geçtiğini, genel kurul toplantısının usulüne uygun şekilde çağrıldığını, gündemin ilan edildiğini, davacının toplantıya katıldığını ve oy kullandığını, bu nedenle iptal davası açma hakkının bulunmadığını, davacının iddialarının soyut ve dayanaksız olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.

3. Davalı (3) numaralı davalı şirket

Vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin de bölünme neticesinde kurulan şirketlerden biri olduğunu, davanın müvekkiline yöneltilmesinin hukuken mümkün olmadığını, genel kurul kararlarının iptali davasının, kararı alan şirkete karşı açılması gerektiğini, bölünen şirketin tüzel kişiliğinin sona ermesi nedeniyle bu davada temsil edilemeyeceğini, külli halefiyet ilkesinin genel kurul kararlarının iptali davasında uygulanamayacağını, davacının müvekkili şirkete karşı husumet yöneltmesinin usule aykırı olduğunu, esasa ilişkin olarak ise bölünme işleminin tüm yasal gerekliliklere uygun şekilde gerçekleştirildiğini, davacının bölünme öncesinde ve sonrasında hisse sahibi olduğunu, bölünme neticesinde davacıya yeni kurulan şirketlerde hisse verilmesinin öngörülmediğini ancak bunun davacının rızası dahilinde gerçekleştiğini, davacının genel kurul toplantısında olumlu oy kullandığını, bu nedenle sonradan iptal davası açmasının TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırı olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.

III. İlk Derece Mahkemesi Kararı

İlk derece mahkemesince; davalı şirketlerin bölünme işlemi neticesinde kurulduğu, bölünen şirketin tüzel kişiliğinin sona erdiği, genel kurul kararlarının iptali davasının kararı alan şirkete karşı açılması gerektiği, bölünen şirketin tüzel kişiliğinin sona ermesi nedeniyle bu davada taraf olamayacağı, külli halefiyet ilkesinin genel kurul kararlarının iptali davasında uygulanamayacağı, davacının bölünme işlemine onay verdiği ve genel kurul toplantısına katılarak oy kullandığı, bu nedenle iptal davası açma hakkının bulunmadığı gerekçesiyle davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.

IV. İstinaf

Davacı vekili istinaf dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirketteki hissesinin bölünme neticesinde yok edildiğini, müvekkiline ayrılma akçesi ödenmediğini, bölünme işleminin müvekkilinin haklarını ihlal ettiğini, genel kurul kararlarının yokluğunun tespiti ve iptali talebinin hukuki dayanağının bulunduğunu, ilk derece mahkemesinin husumet yokluğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermesinin hatalı olduğunu, bölünen şirketin tüzel kişiliğinin sona ermesi nedeniyle davalı şirketlerin külli halefiyet ilkesi uyarınca davada taraf olması gerektiğini, TTK'nın 159. maddesi uyarınca bölünme neticesinde oluşan şirketlerin bölünen şirketin borçlarından sorumlu olduğunu, bu nedenle davalı şirketlerin pasif dava ehliyetinin bulunduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi; davacının bölünme işlemine onay verdiği, genel kurul toplantısına katılarak oy kullandığı, bölünme işleminin TTK'nın 159 ve devamı maddeleri uyarınca usulüne uygun şekilde gerçekleştirildiği, davacının iddia ettiği gibi hissesinin yok edilmediği, bölünme neticesinde davacıya yeni kurulan şirketlerde hisse verilmesinin öngörülmediği ancak bunun davacının rızası dahilinde gerçekleştiği, davacının bölünme öncesinde ve sonrasında hisse sahibi olduğu, bölünme işleminin davacının haklarını ihlal etmediği, genel kurul kararlarının kanuna, esas sözleşmeye ve dürüstlük kuralına uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.

V. Temyiz

Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek, bölünme işleminin müvekkilinin haklarını ihlal ettiğini, müvekkilinin davalı şirketteki hissesinin bölünme neticesinde yok edildiğini, müvekkiline ayrılma akçesi ödenmediğini, genel kurul kararlarının yokluğunun tespiti ve iptali talebinin hukuki dayanağının bulunduğunu, bölünen şirketin tüzel kişiliğinin sona ermesi nedeniyle davalı şirketlerin külli halefiyet ilkesi uyarınca davada taraf olması gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.

VI. Yargıtay Kararı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi; dosyayı inceleyerek, bölünme işleminin TTK'nın 159 ve devamı maddeleri uyarınca usulüne uygun şekilde gerçekleştirildiğini, davacının bölünme işlemine onay verdiğini ve genel kurul toplantısına katılarak oy kullandığını, bu nedenle iptal davası açma hakkının bulunmadığını, bölünen şirketin tüzel kişiliğinin sona ermesi nedeniyle genel kurul kararlarının iptali davasında taraf olamayacağını, külli halefiyet ilkesinin genel kurul kararlarının iptali davasında uygulanamayacağını, davacının iddia ettiği gibi hissesinin yok edilmediğini, bölünme neticesinde davacıya yeni kurulan şirketlerde hisse verilmesinin öngörülmediğini ancak bunun davacının rızası dahilinde gerçekleştiğini, bölünme işleminin davacının haklarını ihlal etmediğini, genel kurul kararlarının kanuna, esas sözleşmeye ve dürüstlük kuralına uygun olduğunu belirterek kararın onanmasına karar vermiştir.

VII. Değerlendirme

Bu karar, şirketler hukukunda bölünme işlemi neticesinde ortaya çıkan uyuşmazlıklarda genel kurul kararlarının iptali davasının nasıl ele alınması gerektiğine ilişkin önemli tespitler içermektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, TTK'nın 159. maddesi uyarınca bölünme işlemi neticesinde bölünen şirketin mal varlığı külli halefiyet yoluyla yeni kurulan şirketlere geçmektedir. Ancak bu durum, genel kurul kararlarının iptali davasında pasif dava ehliyetinin de külli halefiyet yoluyla yeni kurulan şirketlere geçtiği anlamına gelmemektedir. Zira genel kurul kararlarının iptali davası, kararı alan şirketin tüzel kişiliğine karşı açılması gereken bir davadır ve bölünen şirketin tüzel kişiliğinin sona ermesi halinde bu davada taraf olamayacağı açıktır.

Öte yandan, davacının bölünme işlemine onay vermesi ve genel kurul toplantısına katılarak oy kullanması, iptal davası açma hakkını ortadan kaldırmaktadır. TTK'nın 446. maddesi uyarınca genel kurul toplantısında olumlu oy kullanan ortak, sonradan iptal davası açamaz. Bu hüküm, dürüstlük kuralının bir yansıması olup, ortağın toplantıda aldığı karara onay vermesi halinde sonradan bu kararın iptalini talep etmesinin çelişkili davranış yasağı kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.

Ayrıca, bölünme işlemi neticesinde davacıya yeni kurulan şirketlerde hisse verilmesinin öngörülmemesi, tek başına hissenin yok edildiği anlamına gelmemektedir. Bölünme sözleşmesinde ve bölünme planında, bölünen şirketin ortaklarına yeni kurulan şirketlerde ne oranda hisse verileceği açıkça düzenlenmelidir. Somut olayda, davacının bölünme işlemine onay verdiği ve genel kurul toplantısına katılarak oy kullandığı göz önüne alındığında, davacının bölünme neticesinde hissesinin yok edildiği iddiası yerinde değildir.

Sonuç olarak, Yargıtay'ın bu kararı, şirketler hukukunda bölünme işlemi neticesinde ortaya çıkan uyuşmazlıklarda genel kurul kararlarının iptali davasının kapsamını ve sınırlarını ortaya koyması bakımından önem taşımaktadır. Karar, bölünen şirketin tüzel kişiliğinin sona ermesi halinde genel kurul kararlarının iptali davasında külli halefiyet ilkesinin uygulanamayacağını, davacının bölünme işlemine onay vermesi ve genel kurul toplantısına katılarak oy kullanması halinde iptal davası açma hakkının bulunmadığını, bölünme işleminin davacının haklarını ihlal etmediğini ve genel kurul kararlarının kanuna, esas sözleşmeye ve dürüstlük kuralına uygun olduğunu ortaya koymaktadır. Bu tespitler, uygulamada sıklıkla karşılaşılan bölünme uyuşmazlıklarında yol gösterici niteliktedir.