Boşanma davası devam ederken eşlerden birinin sadakatsiz davranışlarda bulunması, hem evlilik birliğinin temelinden sarsılması hem de kusur değerlendirmesi açısından önemli hukuki sonuçlar doğurur. Yargıtay kararları, bu tür durumlarda sadakat yükümlülüğünün ihlalini ağır kusur olarak nitelendirmekte ve tazminat ile nafaka taleplerini doğrudan etkilemektedir. Bu makalede, konuya ilişkin iki güncel Yargıtay kararı ışığında, dava devam ederken sadakatsizliğin hukuki sonuçları ele alınmaktadır.
Sadakat Yükümlülüğü ve Kusur Değerlendirmesi
Türk Medeni Kanunu'nun 185/3. maddesi uyarınca eşlerin sadakat yükümlülüğü evlilik birliği süresince devam eder. Bu yükümlülük, boşanma davası açılmış olmasına rağmen sona ermez. Dolayısıyla, dava devam ederken bir eşin başkasıyla ilişkiye girmesi veya çocuk sahibi olması, sadakatsizlik olarak değerlendirilir ve boşanmaya neden olan olaylarda ağır kusur teşkil eder.
Yargıtay Hukuk Dairesi'nin 2012/9585 E. ve 2012/29349 K. sayılı kararında, davacı kadının boşanma davası devam ederken bir başkasıyla ilişkiye girip karardan önce çocuk sahibi olması, sadakatsizlik olarak nitelendirilmiştir. Mahkeme, bu durumda davacı kadının daha ziyade kusurlu olduğunu ve boşanma davasının Türk Medeni Kanunu'nun 166/2. maddesi koşullarının oluştuğunu belirtmiştir. Kararda, davalı kocanın da birlik görevlerini yerine getirmediği ve eşine hakaret ettiği tespit edilmiş olmakla birlikte, kadının sadakatsizliği nedeniyle daha ağır kusurlu olduğu vurgulanmıştır.
Benzer şekilde, Yargıtay Hukuk Dairesi'nin 2013/9524 E. ve 2014/1728 K. sayılı kararında, davalı kocanın boşanma davasından önceki affedilen sadakatsizlik eyleminden sonra davanın devamı süresince ve halen sadakatsizlik teşkil eden davranışlarını sürdürdüğü belirlenmiştir. Mahkeme, bu durumda davalı kocanın ağır kusurlu olduğuna hükmetmiştir. Kararda, sadakat yükümlülüğünün evlilik birliği süresince devam ettiği ve dava devam ederken gerçekleşen sadakatsizliklerin kusur belirlemesinde dikkate alınacağı açıkça ifade edilmiştir.
Maddi ve Manevi Tazminat Talepleri
Türk Medeni Kanunu'nun 174/1. maddesi, mevcut veya beklenen bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kusursuz ya da daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebileceğini öngörür. 174/2. maddesi ise boşanmaya sebebiyet vermiş olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevi tazminat isteyebileceğini düzenler.
Yargıtay kararlarında, ağır kusurlu eş yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilemeyeceği vurgulanmaktadır. Örneğin, 2012/9585 E. sayılı kararda, davacı kadının ağır kusurlu olduğu belirlenmiş ve kadının maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddi gerektiği, ancak davalı kocanın daha az kusurlu olması nedeniyle kocanın tazminat taleplerinin kabul edilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Mahkeme, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile kusurları ve hakkaniyet ilkesini (TMK md. 4, TBK md. 50 ve 52) dikkate alarak uygun miktarda tazminata hükmedilmesi gerektiğini belirtmiştir.
2013/9524 E. sayılı kararda ise davalı kocanın ağır kusurlu olduğu tespit edilmiş ve davacı kadın yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Kararda, tazminat miktarının belirlenmesinde tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ve hakkaniyet kuralları (TMK md. 4, TBK md. 50, 51, 52, 58) dikkate alınmıştır.
Yoksulluk Nafakası Talebi
Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesi uyarınca yoksulluk nafakası, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan ve kusuru daha ağır olmayan tarafa verilebilir. Yargıtay, ağır kusurlu eşin yoksulluk nafakası alamayacağını istikrarlı bir şekilde kararlarında belirtmektedir.
2012/9585 E. sayılı kararda, davacı kadının ağır kusurlu olduğu belirlenmiş ve Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesi koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle kadının yoksulluk nafakası isteminin reddi gerektiği ifade edilmiştir. Bu karar, sadakatsizliğin sadece tazminat değil, aynı zamanda nafaka talepleri üzerinde de belirleyici bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir.
Usul Hukuku Açısından Değerlendirme ve Karşı Oy Görüşleri
Yargıtay kararlarında, dava devam ederken gerçekleşen sadakatsizlik olaylarının kusur belirlemesinde dikkate alınması konusunda bazı karşı oy görüşleri bulunmaktadır. Karşı oy yazılarında, davadan sonra gerçekleşen bir olayın usulüne uygun şekilde ıslah ya da karşı tarafın muvafakati olmadan hükme esas alınmasının mümkün olmadığı, hakimin iki taraftan birinin söylemediği vakıayı kendiliğinden dikkate alamayacağı (HMK md. 25) ve Yargıtay'ın da yeni vakıaya dayalı yeni delili kendiliğinden dikkate alma yetkisinin bulunmadığı ileri sürülmektedir.
Ancak, Yargıtay'ın yerleşik uygulaması, Türk Medeni Kanunu'nun 185/3. maddesinin maddi hukuk normu olarak sadakat yükümlülüğünü düzenlediği ve bu yükümlülüğün dava süresince de devam ettiği yönündedir. Dolayısıyla, dava devam ederken sadakatsizlik teşkil eden davranışlar, kusur belirlemesinde dikkate alınmakta ve ağır kusur olarak nitelendirilmektedir.
Sonuç
Boşanma davası devam ederken eşlerden birinin sadakatsiz davranışlarda bulunması, özellikle başkasından çocuk sahibi olmak gibi ağır ihlaller, kusur belirlemesinde belirleyici rol oynar. Yargıtay, bu tür durumlarda sadakatsiz eşi ağır kusurlu kabul etmekte ve bu eşin maddi-manevi tazminat ile yoksulluk nafakası taleplerini reddetmektedir.
Ayrıca, daha az kusurlu olan diğer eş lehine uygun miktarda tazminata hükmedilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu kararlar, evlilik birliği içindeki sadakat yükümlülüğünün dava süresince de devam ettiğini ve ihlalinin ciddi hukuki sonuçlar doğuracağını açıkça ortaya koymaktadır.