Anlaşmalı Boşanma Sonrası Ortaya Çıkan Olaylarla İlgili Ödenek
Anlaşmalı boşanmanın koşulları, kanunda açıkça düzenlenmiştir. Tarafların boşanma ile birlikteMaddi manevi ödenek, nafaka ve müşterek çocuk varsa velayet konularında anlaşmış olmaları gerekir. Bu şartlarda, evlilik süresi bir yılı geçmişse,Anlaşmalı boşanmaMümkün olur.
İlginizi Çekebilir:Evlilikte Bir Yıl Dolmadan Anlaşmalı Boşanma
Anlaşmalı boşanma hâlinde, mahkemece kanıt toplanmadan ve herhangi bir kusur değerlendirmesi yapılmadan, anlaşma hükümleri uyarınca, tarafların boşanmalarına hüküm verilir.
Peki anlaşmalı boşanma sonrasında, eşlerden birinin, boşanma öncesindeki kusurlu bir davranışı ortaya çıkarsa ne olur? Bu durumda, kusurlu eylemi yeni öğrenen eş, ödenek talebinde bulunabilir mi?
Yazımızda, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun bir hükmü ışığında bu soruların yanıtı incelenecektir.
İçerik
Toggle- Anlaşmalı Boşanma Kararı Kesinleşmeden Önce
- Anlaşmalı Boşanma Kararı Kesinleştikten Sonra Tazminat Talebi
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı
- Kararın Değerlendirilmesi
- Görevli Mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir
- Dava, Boşanma Nedenine Değil, Haksız Fiil Hükümlerine Dayanır
- Evlilik İçerisinde Meydana Gelen Haksız Fiil Nedeniyle Boşanmadan Sonra Tazminat İstenebilir
Anlaşmalı Boşanma Hükmü Kesinleşmeden Önce
Eşler arasında ilk derece mahkemesince anlaşmalı boşanma hükmü verilmiş, ancak henüz kesinleşmemişse, karara itiraz süresi içerisinde, eşlerden her biriAnlaşmalı boşanmadan vazgeçebilir. Bu durumda, eşlerden birinin, diğer eşin evlilik birliği içerisindeki kusurlu davranışını yeni öğrenmesi halinde, anlaşmalı boşanma kararına itiraz ederek davaya çekişmeli olarak devam etmesi veya yeni birÇekişmeli boşanma davası Açması gerekir.
İlginizi Çekebilir:Karşı Boşanma Davası ve Boşanma Davalarının Birleştirilmesi
Anlaşmalı Boşanma Hükmü Kesinleştikten Sonra Ödenek Talebi
Sorunu, evlilik içerisinde meydana gelmiş, ancak anlaşmalı boşanma hükmü kesinleştikten sonra öğrenilen olaylar oluşturmaktadır. Kesinleşmiş bir yargı mercii kararının, istisnai koşullar dışında ortadan kaldırılması mümkün değildir. Anlaşmalı boşanma ile birlikteTMK 174Maddesi uyarıncaMaddi ve manevi ödenekTaleplerinin de karara bağlanması mecburi olduğundan, bu düzenlemeye dayalı ödenek talebinde bulunmak da mümkün değildir. Ancak koşulları varsa, Borçlar Kanunu haksız fiile ilişkin genel hükümlerine göre ödenek davası söz konusu olabilir.
Aşağıdaki Yargıtay HGK kararına; anlaşmalı boşanma kararının kesinleşmesi sonrasında öğrenilen zina eylemi üzerine açılmış bir ödenek davası konu edilmiştir.
Karara konu ödenek talebinin, hangi düzenlemelere dayandığının dikkatli olarak incelenmesi ve anlaşılması gerekir. Çünkü, davanın dayandığı kanuni düzenlemeler, baştaGörevli yargı merciiOlmak üzere, yargılama usulüne etki edecek niteliktedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Hükmü
Hukuk Genel Kurulu 2017/2493 E., 2021/108 K.
İçtihat Metni
MAHKEMESİ: Asliye Hukuk Yargı Makamı (Aile Yargı Makamı Sıfatıyla)
1. Taraflar arasındaki “manevi ödenek” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Sarıgöl Asliye Hukuk (Aile Yargı Makamı Sıfatıyla) Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin hüküm, davalı tarafın temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2.
Direnme hükmü davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı 26.09.2008 günlü yasal aşama dilekçesinde; tarafların 16.02.1989 tarihinde evlenerek Sarıgöl Asliye (Aile) Hukuk Mahkemesi’nin 27.09.2007 tarihinde kesinleşen hükmü ile anlaşmalı olarak boşandıklarını, ilk çocuklarının vefat ettiğini, ortak çocuk olarak bilinen 03.09.2006 doğumlu Samet’in ise kendi çocuğu olmadığının boşanma kararından sonra ortaya çıktığını, yıllarca büyük bir sevgi ile bağlandığı evladının gerçekte babası olmadığını öğrenince büyük bir üzüntü ve yıkım yaşadığını, köy yerinde bu durumun duyulması ile toplum karşısında küçük düştüğünü, kişilik haklarının saldırıya uğradığını ileri sürerek 10.000,00TL manevi ödenek ödenmesine hüküm verilmesini talep ve yasal aşama etmiştir.
Davalı Cevabı:
5.
Davalı 26.03.2009 günlü cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, aldatma iddiasının doğru olmadığını, küçük Samet’in ortak çocuk olduğunu belirterek davanın reddine hüküm verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Yargı Makamı Hükmü:
6. Sarıgöl Asliye Hukuk (Aile Yargı Makamı Sıfatıyla) Mahkemesinin 22.07.2010 günlü ve 2008/176 E., 2010/161 K. Sayılı hükmü ile; davalının evlilik birliği içerisinde sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, davacının ortak çocuk olarak bilinen Samet’in gerçekte babası olmadığı, bu durumun yargı mercii hükmü ile tespit edildiği, Türk Medeni Kanunu’nun 174/2. Maddesi uyarınca boşanmaya sebep olan olaylar nedeni ile kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın kusurlu olandan manevi ödenek isteyebileceği belirtildiği gerekçesiyle davacı yararına 6.000,00TL manevi ödenek ödenmesine hüküm verilmiştir.
Özel Daire Bozma Hükmü:
7.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 19.10.2012 günlü ve 2011/11544 E., 2012/25372 K. Sayılı hükmü ile;
“…Hüküm, davalı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği düşünüldü:
Davacının manevi ödenek talebi, davalının evlilik birliğinde sadakat yükümlülüğünü ihlal etmiş olmasına dayanmaktadır. Tarafların anlaşmaları üzerine Türk Medeni Kanununun 166/3.
Maddesi gereğince boşanmalarına hüküm verilmiş, boşanma hükmü 27.9.2007 tarihinde kesinleşmiştir. Boşanma hükmü tarafların anlaşmalarına dayandığına göre, davacının boşanmadan sonra, boşanma sebebiyle artık manevi ödenek talep etmesi mümkün değildir. Çünkü böyle bir durumda tarafların boşanmanın mali sonuçlarına ilişkin aralarındaki ihtilafı nihai olarak çözdükleri ve ilişkilerini tasfiye ettikleri kabul edilir. Bu itibarla anlaşmalı boşanmadan sonra artık boşanma sebebiyle ödenek istenemez.
Bu bakımdan yasal aşama reddedilmelidir. Bu husus nazara alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır,…” gerekçesiyle hüküm bozulmuştur.
Direnme Hükmü:
8. Sarıgöl Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.09.2013 günlü ve 2013/107 E., 2013/219 K. Sayılı hükmü ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçenin yanında; tarafların gerçekte anlaşmalı olarak boşandıklarının kabul edilemeyeceği, nitekim davacının sadakatsizlik vakıasına dayandığı ve bu iddiasından vazgeçmediği, sadece boşanma ve boşanmanın sonuçları üzerinde anlaştıkları, ayrıca anlaşılan ve çözüme bağlanan noktaların ancak bilinen vakıalar üzerinde olabileceği, çocuğun kendisine ait olmadığını sonradan öğrenen babanın anlaşmalı boşanma nedeni ile ödenek talep edemeyeceğini söylemenin yasal açıdan isabetsiz olduğu, davalının beş yıl süreyle başkasına ait çocuğun ihtiyaçlarını davacıya yüklediği, bu zaman diliminde eşini aldatmaya devam ettiği, davacının boşanma davasının kesinleşmesinden sonra çocuğun kendisinden olmadığını öğrenerek nesebin reddi davası açtığı ve davanın kabul edildiği, bir kimsenin bilmediği bir vakıa hakkında tasarruf hakkına sahip olduğunun kabul edilemeyeceği, en genel hukuk kaidesi olan doğmamış bir haktan önceden feragat edilemeyeceği, bir vakıanın neticesinde ödenek talep edebilmek için öncelikle o vakıanın bilinmesi gerektiğinden hukukta sürelerin başlangıcı olarak öğrenmenin kabul edildiği, neticede de açılan davanın anlaşmalı boşanmaya bağlı bir yasal aşama olmayıp uğradığı manevi zararın tazmini olduğu, bilinmeyen bir vakıadan vazgeçilmiş sayılamayacağı gerekçesiyle direnme hükmü verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
9.
Direnme hükmü yasal süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen itilaf; tarafların Türk Medeni Kanunu’nun 166/3 maddesi uyarınca boşanmış olmaları karşısında, evlilik birliğinin devamı sırasında gerçekleştiği anlaşılan vakıa nedeniyle davacının kişilik haklarının saldırıya uğramış sayılıp sayılamayacağı, burada varılacak sonuca göre davacı yararına Türk Medeni Kanunu’nun 174/2 maddesinde yer alan manevi ödenek koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
11.
Itilaf yukarıda açıklanan şekilde olmakla birlikte öncelikle hukuk yargılamasında mahkemelerin görevine ilişkin açıklama yapılmasında yarar vardır.
12. Yargılama hukukunda görev kavramı; bir davaya hangi mahkemenin bakacağını ifade eder. Bilindiği üzere; 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 142. Maddesine göre “Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.” şeklindeki düzenlemeyle “yargılama hukukunda görev kavramı” anayasal güvence altına alındıktan sonra 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Görevin Belirlenmesi ve Niteliği” başlıklı 1.
Maddesi “Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir.” şeklinde belirtilmiştir. Görevin kanunla belirlenmesi kuralı, evrensel hukuk kurallarından “tabii hâkim” ilkesinin sonucudur. Tabii hâkim ilkesi; bir davanın yargılamasının hangi mahkemede yapılacağının, uyuşmazlığın doğmasından önce belirlenmiş olmasıdır.
Kanunlarımız bu ilke çerçevesinde, hangi mahkemenin hangi uyuşmazlıklara bakacağını açıkça düzenlemiş bulunmaktadır. HMK’nın 1. Madde metninde yer alan “kanun” terimi ile ifade edilmek istenen, öncelikle, mahkemelerin kuruluş ve görevlerini belirten kanunlardır.
13. HMK’nın “Asliye hukuk mahkemelerinin görevi” başlıklı 2.
Maddesi ile “Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli yargı mercii, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.” düzenleme altına alınan hükümle hukuk davalarında asıl görevli mahkemenin kural olarak asliye hukuk yargı mercileri olduğunu açıklamıştır.
14. HMK’nın 1. Maddesi ile görev konusunun kamu düzenine ilişkin olduğu açıklandıktan sonra mahkemenin görevli olması hususu da Kanun’un 114/1-c maddesinde yasal aşama şartı olarak düzenleme altına alınmıştır. Yasal Aşama şartlarının mevcut olup olmadığı hususu ise taraflarca ileri sürülüp sürülmediğine bakılmaksızın mahkemece yargılamanın her aşamasında kendiliğinden araştırılmasının mecburi olduğu, aynı Kanun’un “Dava şartlarının incelenmesi” başlıklı 115.
Maddesiyle düzenlenmiştir.
15. 4787 Sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un “Aile mahkemelerinin görevleri” başlıklı 4. Maddesi ile “Aile yargı mercileri, aşağıdaki yasal aşama ve işleri görürler: 1. 22.11.2001 günlü ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun Üçüncü Kısım hariç olmak üzere İkinci Kitabı ile 3.12.2001 günlü ve 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna göre aile hukukundan doğan yasal aşama ve işler, 2. 20.5.1982 günlü ve 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanuna göre aile hukukuna ilişkin yabancı yargı mercii kararlarının tanıma ve tenfizi, 3. Kanunlarla verilen diğer görevler.” şeklindeki düzenleme gereği söz konusu itilaflarda aile mahkemelerinin görevli olduğu hüküm altına alınmıştır. Diğer bir ifadeyle; 4787 sayılı Yasa ile TMK’nın İkinci Kitabı Üçüncü Kısmı hariç olmak üzere (TMK m. 118-395) kaynaklanan bütün davaların Aile Mahkemesinde bakılacağını hükme bağlamıştır.
Böylece; bir uzmanlık yargı makamı olan aile mahkemesinin kuruluşunu düzenleyen ve kendine özgü usul hükümleri taşıyan 4787 sayılı Yasa, genel hukuk mahkemelerince bakılan aile hukukundan doğan yasal aşama ve işleri bu mahkemelerden alarak uzmanlık mahkemesine vermiştir.
16. Davacı; evlilik birliğinin yargı mercii hükmü ile sonlandırılmasından sonra taraflar arasında yargılaması yapılarak kesinleşen ve boşanma tarihinde ortak çocuk olarak bilinen küçük hakkında verilen soy bağının reddi hükmü vakıasına dayanarak, kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiasıyla davasını, asliye hukuk mahkemesinde açmış ve manevi ödenek isteminde bulunmuştur. Yerel mahkemece bozma öncesi yapılan yargılamada onikinci celseye kadar asliye hukuk yargı makamı sıfatı ile yürütülmüş ise de 22.07.2010 günlü hüküm duruşmasında kurulan kısa kararla, davaya aile yargı makamı sıfatıyla bakılmasına hüküm verilmiştir.
17. Gerek davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 76.
Maddesi gerekse paralel düzenlemeyi içeren 6100 sayılı HMK’nın 33. Maddesi ve ayrıca 04.06.1958 günlü ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hükmü gereğince, davanın dayandığı maddi vakıaları bildirmek ve izah etmek davacıya, yasal nitelendirmeyi yapmak ve ona uygun yasal düzenlemeyi tayin ve tespit ederek uygulamak hâkime aittir.
18. Belirtmek gerekir ki; hem yerel yargı mercii hem de Özel Dairece, davacının manevi ödenek talebinin yasal niteliği hakkında hataya düşülerek, TMK’nın 178. Maddesi kapsamında aynı Kanun’un 174/2.
Maddesine dayalı manevi ödenek talebi olarak ele alınıp, sonucu uyarınca değerlendirilme yapılmış ise de, yasal aşama dilekçesindeki anlatımlara ve dosya kapsamına göre davacının manevi ödenek talebi TMK’nın 174/2 maddesinde yazılı boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğraması vakıasına değil, yukarıda açıkça vurgulandığı üzere; boşanma kararının kesinleşmesinden sonra ortaya çıkan ve Sarıgöl Asliye (Aile) Hukuk Mahkemesinin 24.12.2009 günlü ve 2008/20 E., 2009/156 K. Sayılı soy bağının reddi hükmü ile de kesinleşen vakıaya dayanmaktadır.
19. Dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; tarafların 16.02.1989 tarihinde evlendikleri, evlilik birliği içerisinde 03.09.2006 tarihinde dünyaya gelen Samet isimli çocuğun 15.09.2006 tarihinde davacının nüfus kütüğüne kaydedildiği, sonrasında davacı tarafından 14.09.2017 tarihinde davalı aleyhine boşanma davası açıldığı, tarafların Sarıgöl Asliye (Aile) Hukuk Mahkemesinin 2007/207 E. Ve 2007/233 K.
Sayılı dosyası ile boşanmalarına hüküm verildiği, söz konusu kararın 27.09.2007 tarihinde kesinleştiği, davacının bu tarihten sonra evlilik birliği içinde dünyaya gelen çocuğun kendisinden olmadığını öğrenerek 01.02.2008 tarihinde davalı ve küçük aleyhine soy bağının reddi talebini ileri sürdüğü, bu davanın yargılaması devam ederken 26.09.2008 tarihinde davalı aleyhine eldeki manevi ödenek istemli davayı açtığı, eldeki davanın yargılama aşamasında soy bağının reddi davasının sonucunun bekletici mesele yapıldığı, yargılama sonucunda davacının küçüğün babası olmadığı tespit edilerek davacının nüfusundan terkinine hüküm verildiği, kararın 05.02.2010 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. O hâlde; boşanma kararının kesinleşmesinden sonra varlığı anlaşılan vakıaya dayalı olarak açılan davanın, TMK’nın 178 ve 174/2 maddeleri uyarınca boşanma davasının feri niteliğindeki manevi ödenek davası olarak kabulü mümkün olmayıp, yasal aşama TBK’nın genel hükümleri uyarınca haksız eylemden kaynaklanan manevi ödenek istemine ilişkindir. Nitekim davacı da haksız fiil nedenine dayalı olarak ödenek talep etmiş olup, ödenek istemini yasal süresi içerisinde ileri sürmüştür. Bu hâlde; mahkemece yapılması gereken iş, boşanmanın feri niteliğinde bulunmayan manevi ödenek istemini genel hükümlere göre asliye hukuk yargı makamı sıfatıyla inceleyerek sonucu uyarınca bir hüküm vermekten ibarettir.
20.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davacının kişilik haklarının zedelenmesine sebep olan haksız eylemin evlilik birliği içerisinde gerçekleştirmiş olması nedeniyle yerel mahkemece talebin TMK’nın m. 174/2. Ve 178. Maddeleri kapsamında değerlendirilerek aile yargı makamı sıfatıyla hüküm verilmesinin doğru olduğu gerekçesiyle direnme kararının onanması gerektiği yönünde görüş bildirilmiş ise de bu görüş yukarıda açıklanan sebeplerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
21. Hâl böyle olunca direnme kararının, açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerekmiştir.
IV.
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda yazılı değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.
Maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440/III-1. Maddesi uyarınca hüküm düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 18.02.2021 tarihinde oy çokluğu ile hüküm verildi.
Kararın Değerlendirilmesi
Görevli Yargı Mercii Asliye Hukuk Mahkemesidir
Hukuk Genel Kurulu hükmünde,Anlaşmalı boşanmaSonrasında öğrenilen haksız bir eylemle ilgili ödenek davası açılabileceği kabul edilmiş; ancak davanın TMK 174. Maddesi hükümlerine göre değil, Borçlar Kanunu haksız fiil hükümlerine göre açılabileceği söylenmiştir. Bunun ilk sonucu, böyle bir davanın Aile Yargı Makamı değil,Asliye Hukuk Mahkemesi Görev alanına girmesidir.
Çünkü artık, açılan bu ödenek davası, boşanmanın feri niteliğinde değildir.
Bu hâlde; mahkemece yapılması gereken iş, boşanmanın feri niteliğinde bulunmayan manevi ödenek istemini genel hükümlere göreAsliye hukuk yargı makamıSıfatıyla inceleyerek sonucu uyarınca bir hüküm vermekten ibarettir.
Yasal Aşama, Boşanma Nedenine Değil, Haksız Fiil Hükümlerine Dayanır
İncelenen Hukuk Genel Kurulu hükmünde, tazminata konu fiil, evlilik birliğinin taraflara yüklediği sorumlulukların ihlali değil, genel hükümler uyarıncaKişilik haklarına saldırıNiteliğindedir. Yani, somut olaydaTazminat davası; anlaşmalı boşanma sonrasında ortaya çıkanZinaEylemine değil; davacının, nüfusuna kayıtlı çocuğu, kendi çocuğu olarak bilirken, başkasının çocuğu olduğunu öğrenmesi nedeniyle yaşadığı,Acı ve üzüntüdür.
Davacı; evlilik birliğinin yargı mercii hükmü ile sonlandırılmasından sonra taraflar arasında yargılaması yapılarak kesinleşen ve boşanma tarihinde ortak çocuk olarak bilinen küçük hakkında verilen soy bağının reddi hükmü vakıasına dayanarak, kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiasıyla davasını, asliye hukuk mahkemesinde açmış ve manevi ödenek isteminde bulunmuştur…
Belirtmek gerekir ki; hem yerel yargı mercii hem de Özel Dairece, davacının manevi ödenek talebinin yasal niteliği hakkında hataya düşülerek, TMK’nın 178. Maddesi kapsamında aynı Kanun’un 174/2. Maddesine dayalı manevi ödenek talebi olarak ele alınıp, sonucu uyarınca değerlendirilme yapılmış ise de, yasal aşama dilekçesindeki anlatımlara ve dosya kapsamına göre davacının manevi ödenek talebi TMK’nın 174/2 maddesinde yazılı boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğraması vakıasına değil, yukarıda açıkça vurgulandığı üzere; boşanma kararının kesinleşmesinden sonra ortaya çıkan ve Sarıgöl Asliye (Aile) Hukuk Mahkemesinin 24.12.2009 günlü ve 2008/20 E., 2009/156 K.
Sayılı soy bağının reddi hükmü ile de kesinleşen vakıaya dayanmaktadır…
O hâlde; boşanma kararının kesinleşmesinden sonra varlığı anlaşılan vakıaya dayalı olarak açılan davanın, TMK’nın 178 ve 174/2 maddeleri uyarınca boşanma davasının feri niteliğindeki manevi ödenek davası olarak kabulü mümkün olmayıp, yasal aşama TBK’nın genel hükümleri uyarınca haksız eylemden kaynaklanan manevi ödenek istemine ilişkindir. Nitekim davacı da haksız fiil nedenine dayalı olarak ödenek talep etmiş olup, ödenek istemini yasal süresi içerisinde ileri sürmüştür. Bu hâlde; mahkemece yapılması gereken iş, boşanmanın feri niteliğinde bulunmayan manevi ödenek istemini genel hükümlere göre asliye hukuk yargı makamı sıfatıyla inceleyerek sonucu uyarınca bir hüküm vermekten ibarettir.
(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2493 E., 2021/108 K.)
Evlilik İçerisinde Meydana Gelen Haksız Fiil Nedeniyle Boşanmadan Sonra Ödenek İstenebilir
Yukarıdaki açıklamalarımız ışığında, TBK genel hükümlerine göre haksız fiil niteliğinde olan eylemler nedeniyle,Anlaşmalı boşanmaDavası sonrasında ödenek talep edilmesi mümkündür.
Boşanma avukatıOlarak faaliyet veren avukatlık büromuza, anlaşmalı ve çekişmeli boşanma davaları, velayet, nafaka ve mal paylaşımı gibiAile hukukuDavalarında yasal destek için ulaşabilirsiniz.
Hukuk büromuzun tüm çalışma alanlarınaBuradan Ulaşabilirsiniz.
Hukuk Büromuz13 Ekim 2025