Aleyhe bozma yasağı açısından hukuk yargılaması yönünden bu hususa ilişkin açık bir mevzuat hükmü bulunmamaktadır.

T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu

Esas No: 2023/5-673
Karar No: 2025/587

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I

İncelenen Kararın

Mahkemesi: Gebze 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
Tarihi: 02.06.2022
Sayısı: 2022/80 E., 2022/210 K.

Özel Daire Kararı

Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 20.04.2021 tarihli ve 2020/9225 Esas, 2021/5903 Karar sayılı BOZMA kararı.

1. Taraflar arasında birleştirilerek görülen 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 1007. maddesine dayalı tazminat davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda, Gebze 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen asıl ve birleşen davaların kabulüne ilişkin karar asıl ve birleşen davada davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnme kararı verilmiştir.

2. Direnme kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:

I. Yargılama Süreci

Asıl Davada

4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin Kocaeli ili Gebze ilçesi M. Köyü, 1 parsel sayılı taşınmazı 15.11.1989 tarihinde satın aldığını, daha sonra Gebze 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/35 Esas, 2007/433 Karar sayılı kararı ile taşınmazın orman sınırları içinde kaldığı gerekçesiyle tapu kaydının iptal edildiğini, müvekkili şirketin mülkiyet hakkının ihlâl edildiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 1.486.300,00 TL tazminatın tapunun el değiştirme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

5. Davalı Tapu Müdürlüğüne izafeten Hazine vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın mahkeme kararıyla Hazine adına tescilinde hukuka aykırı bir durum olmadığını, talep edilen tazminat miktarının yüksek olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

6. Davalı Orman İdaresi temsilcisi cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın bulunduğu alanda orman tahdit çalışmalarının 1948 tarihinde, 2/B uygulamasının ise 1987 yılında yapıldığını, kesinleşen her iki çalışmada da taşınmazın orman sınırları içerisinde kaldığını, bu nedenle tazminat sorumluluğunun bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemenin Birinci Kararı

7. Gebze 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.03.2011 tarihli ve 2009/520 Esas, 2011/117 Karar sayılı kararı ile; dava konusu taşınmazın 1956 yılında yapılan kadastro çalışması sırasında özel şahıslar adına tespit ve tescil edildiği, davacı şirketin taşınmazı satın aldığı 15.11.1989 tarihi itibariyle üzerinde herhangi bir şerhin bulunmadığı, tapu kaydının iptal edilmesi nedeniyle davacı şirketin uğradığı zarardan Devletin sorumlu olduğu, bilirkişi raporu ile zarar toplamının 2.551.563,00 TL olarak belirlendiği, talebin bu miktarın altında kaldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile 1.486.300,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.

Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin Birinci Bozma Kararı

8. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili ve davalı Orman İdaresi vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.

9. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 11.10.2011 tarihli ve 2011/10824 Esas 2011/11355 Karar sayılı kararı ile; bu tür davalarda Devletin kusursuz sorumluluğu gereğince husumetin Hazineye yöneltilmesi gerektiği ancak ortada belirgin şekilde temsilcide yanılgı hâli bulunduğu, bu durumun resen gözetilerek davanın Hazineye yöneltilmesine imkân tanınması ve Hazinenin delilleri toplandıktan sonra bir karar verilmesi gereğine dayanılarak karar bozulmuştur.

Mahkemenin İkinci Kararı

10. Gebze 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 07.12.2012 tarihli ve 2012/58 Esas, 2012/509 Karar sayılı kararı ile; bozma kararına uyulup davanın Hazineye yöneltilmesi sağlandıktan sonra davanın kabulü ile 1.486.300,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Hazineden tahsiline, davacının fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına, diğer davalılar Tapu Müdürlüğü ve Orman Genel Müdürlüğü yönünden davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Bu Aşamada Açılan Birleşen Davada

11. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirkete ait taşınmazın tapu kaydının iptal edilmesi nedeniyle Gebze 1.

Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları davada fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 1.486.300,00 TL talep ettiklerini, alınan bilirkişi raporu ile zararın 2.551.563,00 TL olarak hesaplandığını, aradaki farkı bu dava ile talep ettiklerini belirterek 1.065.263,00 TL tazminatın 25.09.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, 16.03.2016 tarihli talep artırım dilekçesi ile ikinci bilirkişi raporunda müvekkili şirketin zararının toplam 4.329.562,00 TL olarak belirlendiğini, asıl davada 1.486.300,00 TL ve birleşen davada 1.065.263,00 TL talep ettiklerini, bu durumda zarar miktarından 1.777.999,00 TL’nin eksik kaldığını belirterek harcını yatırmak suretiyle talebi 4.329.562,00 TL olarak artırdıklarını beyan etmiştir.

Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; tapu kaydının iptal edilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığını ve zararın söz konusu olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı

Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davalı Hazine vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 19.11.2013 tarihli ve 2013/9255 Esas, 2013/20045 Karar sayılı kararı ile;

Davacıya ait taşınmazın tapu kaydının, orman sınırlarında olması nedeniyle mahkeme kararı ile iptal edilmesi ve 2/A veya 2/B belirtmesinin de bulunmaması nedeniyle 4721 sayılı T.M.K.’nun 1007. maddesi uyarınca bedeline hükmedilmesi doğrudur. Ancak;

  1. Tapu kaydı mahkeme kararı ile iptal edilen taşınmaz arsa niteliğinde olup, arsaların bedelinin değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması zorunludur. Bu itibarla, emsal satışların değerlendirme tarihindeki karşılıklarının fiyat artış endekslerinin uygulanması suretiyle tespiti, bundan sonra emsal ile tapu kaydı iptal edilen taşınmazın eksik ve üstün yönlerinin neler olduğu ve oranları açıklanmak suretiyle değer biçilmesi gerekirken, bilirkişi raporunda bu yönteme uyulmadan değer biçilmiştir.

Bu nedenle, taraflara tapu kaydı mahkeme kararı ile iptal edilen taşınmaza yakın bölgeden, benzer yüzölçümlü ve yakın tarihli satışları bildirmeleri için imkan tanınması, lüzumu halinde resen emsal celbi yoluna gidilmesi ve yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu ile keşif yapılarak dava tarihine göre değer biçilmesi ve değerlendirme tarihi olan 2010 yılında tapusu iptal edilen taşınmaz ile bilirkişi kurulunca emsal kabul edilecek taşınmazların, Arsa Metrekare Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen emlak vergisine esas olan m2 değerleri, ilgili Belediye Başkanlığı Emlak Vergi Dairesinden istenip, tapu kaydı iptal edilen taşınmazın, emsal taşınmazlara göre üstünlük oranı yönünden bilirkişi kurulu raporu da denetlenerek, sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, taşınmaza, genel deyimlerle ve piyasa rayicinden söz ederek değer biçen geçersiz bilirkişi raporu esas alınarak karar verilmesi,

  1. Yapılara, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı resmi birim fiyatları esas alınıp, yıpranma payları da düşülerek değer biçilmesi gerekirken, denetime elverişli olmayan rapora göre yapı bedellerine hükmedilmesi,

Doğru görülmemiştir.…

gerekçesiyle karar bozulmuştur. Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.12.2014 tarihli ve 2013/85 Esas, 2014/757 Karar sayılı kararı ile; yerel mahkemenin ikinci kararından sonra açılan ek davanın eldeki dosya ile birleştirilmesine karar verilmiştir.

Mahkemenin Üçüncü Kararı

Gebze 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 31.05.2016 tarihli ve 2014/553 Esas, 2016/268 Karar sayılı kararı ile; Özel Daire bozma kararına uyulmuş ve alınan bilirkişi raporu ile dava konusu taşınmazın değerinin 4.329.562,00 TL olarak belirlendiği, birleşen davada 1.065.263,00 TL zararın yasal faiziyle tahsilinin talep edildiği, davacı vekilince 16.03.2016 tarihli dilekçe ile dava ve birleşen davadaki talepler açıklanarak dava değerinin 4.329.562,00 TL’ye yükseltildiği, önceki kararın davalı Hazine tarafından temyiz edildiği, bozmadan sonra ıslah suretiyle talep sonucunun arttırılmasının mümkün olmadığı, ayrıca birleşen dava açısından sehven bir hüküm kurulmadığının sonradan fark edildiği gerekçesiyle sadece asıl dava bakımından esas hakkında hüküm kurularak, 1.486.300,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı Hazineden tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.

Hükümden sonra tefrik edilen birleşen dava hakkında ise Gebze 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.06.2016 tarihli ve 2016/169 Esas, 2016/295 Karar sayılı kararı ile; davacı vekilinin davanın birlikte görüldüğü aşamada 16.03.2016 tarihinde harcını yatırmak suretiyle ıslah dilekçesi sunduğu, bu dilekçe ile asıl ve birleşen davada talep edilen miktarlara göre eksik kalan 1.777.999,00 TL tutarın harcını yatırmak suretiyle dava değerinin 4.329.562,00 TL’ye çıkardığı, asıl dava açısından bozmadan sonra ıslah suretiyle talep sonucunun artırılması mümkün değil ise de birleşen dava açısından ıslah yasağının söz konusu olmadığı, bu itibarla bilirkişi raporunda tespit edilen toplam zarar miktarı olan 4.329.562,00 TL üzerinden asıl davada 1.486.300,00 TL karar altına alındığından, terfiken görülen bu davada 2.843.262,00 TL’ye hükmetmek gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 1.065.263,00 TL tazminatın dava tarihinden, 1.777.999,00 TL tazminatın ise ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte toplam 2.843.262,00 TL'nin davalı Hazineden tahsiline karar verilmiştir.

Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin Üçüncü Bozma Kararları

Mahkemece asıl ve tefrik edilen davalarda verilen kararlara karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı Hazine vekili tarafından ayrı ayrı temyiz isteminde bulunulmuştur.

Tefrik edilen dava hakkında verilen karar Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 02.05.2019 tarihli ve 2016/14576 Esas, 2019/3032 Karar sayılı ilâmı ile; mahkemece birleşen dava yönünden hükümden önce verilmiş bir tefrik kararı bulunmadığı hâlde, nihai karardan sonra dosyanın tekrar ele alınıp tefrik kararı verilerek yeni bir esasa kaydı ile hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle tarafların diğer temyiz itirazları incelenmeksizin karar bozulmuştur.

Asıl dava hakkında verilen karar da aynı Dairenin 02.05.2019 tarihli ve 2016/14577 Esas, 2019/3028 Karar sayılı ilâmı ile;

''... 1- Davacı vekilinin temyiz itirazları yönünden; davacı vekili, alacağa iptal kararının kesinleşme tarihi yerine, dava tarihinden faiz işletilmesi yönüyle hükmü temyiz etmiştir. Dava dilekçesinde alacağa tapunun el değiştirme tarihinden itibaren faiz işletilmesi talep edilmişse de, mahkemece ilk kurulan 25/03/2011 tarihli ve 07/12/2012 tarihinde kurulan hükümlerde davanın kabulü ile hükmedilen tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek faiziye birlikte davalıdan tahsiline karar verildiği, bu hükümlerin davacı tarafça temyiz edilmediği, davalı yararına bu yönden usulî kazanılmış hak oluştuğu gözetilerek bozma kararı sonrası belirlenen alacak miktarına dava tarihinden itibaren işleyecek faize hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- Davalı Hazinenin temyiz itirazları yönünden; HMK'nın 297/2. maddesi, "Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir." hükmünü içermektedir. Davacı 08.02.2013 tarihinde açtığı ek dava ile 1.065.263,00 TL alacağın tapu iptal tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davacının açtığı ek dava, iş bu dava ile birleştirilmiş olduğu halde, birleşen davada olumlu olumsuz bir hüküm kurulmamış olması ve karar verildikten sonra birleşen dosyanın tekrar ele alınıp tefrik kararı verilerek yeni bir esasa kaydedilmesi usul ve kanuna aykırıdır…”

gerekçesiyle davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine, davalı Hazine vekilinin temyizi yönünden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemenin Dördüncü Kararı

Mahkemece yukarıdaki bozma kararlarına uyulup asıl ve ek dava tekrar birleştirildikten sonra 14.01.2020 tarihli ve 2019/211 Esas, 2020/4 Karar sayılı karar ile; asıl davanın kabulü ile 1.486.300,00 TL tazminatın davanın açıldığı 14.09.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Hazineden tahsiline, davalı Orman Genel Müdürlüğüne açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, birleşen davanın da kabulü ile 2.843.262,00 TL tazminatın 1.777.999,00 TL'sinin davanın ıslah edildiği 16.03.2016 tarihinden, bakiye kısmının ise dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Hazineden tahsiline karar verilmiştir.

Özel Dairenin Dördüncü Bozma Kararı

Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davalı Hazine vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.

Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 20.04.2021 tarihli ve 2020/9225 Esas, 2021/5903 Karar sayılı kararı ile;

''... Dava ve birleştirilen dava, tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı TMK'nın 1007.

Maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, uyulan bozma kararı gereğince inceleme ve işlem yapılarak davanın ve birleştirilen davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı Hazine vekilince temyiz edilmiştir.

Dosyadaki