12. Yargı Paketi (7589 Sayılı Kanun) ile Getirilen Düzenlemeler
Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 7589 sayılı Kanun, kamuoyunda bilinen adıyla 12. Yargı Paketi, dolandırıcılık suçlarına ilişkin önemli yenilikler getirmiştir. Paketin 13. maddesiyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 158. maddesine dördüncü fıkra eklenmiş; 15. maddesiyle de 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) ilişkin kapsamlı değişiklikler yapılmıştır.
I- IBAN Düzenlemesi: Hesap Kullandırma Fiiline Ceza İndirimi
TCK m.158/4 ile Getirilen Yeni Hüküm
7589 sayılı Kanun'un 13. maddesiyle TCK'nın 158. maddesine eklenen dördüncü fıkra şu şekildedir:
"(4) Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçlara iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilir."
Bu düzenleme bir cezasızlık hali olmayıp, fiile bu şekilde iştirak eden faillerin cezalarında yarı oranında indirim öngörmektedir. Düzenleme, TCK m.157'de tanımlanan basit dolandırıcılık ile m.158'de tanımlanan nitelikli dolandırıcılık suçlarına iştiraki kapsamaktadır.
Geçici Madde 6: Kanun Yolu İncelemesindeki Dosyalar
7589 sayılı Kanun Geçici m.6'da, maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce TCK m.157 veya m.158 uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası kanun yolu incelemesinde bulunan sanıklara ilişkin düzenleme yapılmıştır. Buna göre:
- TCK m.158/4'ün uygulanacağı sanıkların bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinde bulunan dosyaları hakkında bozma kararı verilir ve dosya ilk derece mahkemelerine gönderilir.
- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar ise gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderilir.
Kanun metninde Yargıtay ceza dairelerinde bulunan dosyalarla ilgili açıklama yer almaması bir boşluk gibi görülse de, bu durumda da dosyanın bozma kararı ile ilk derece mahkemesine veya şartları oluştuğunda bölge adliye mahkemesine gönderilmesi gerekecektir.
Geçici Madde 7: İnfaz Aşamasındaki Dosyalar ve Etkin Pişmanlık
Geçici m.7'de ise infaz aşamasındaki hükümlülere ilişkin özel bir düzenleme yer almaktadır. Maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce TCK m.157 veya m.158 uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası infaz aşamasında olan ve haklarında TCK m.168 uyarınca etkin pişmanlık uygulanmamış hükümlülerden, TCK m.158/4'ün uygulanacağı hükümlüler:
- Mağdurun uğradığı zararı mahkemece yapılacak ihtardan itibaren altı ay içinde aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, TCK m.168/2'de düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilir.
- Bu süre içinde mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar, bu fıkra uyarınca infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemez.
- Bu fıkra hükümleri, maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hüküm verilmiş olup da kanun yoluna başvurulmaması sebebiyle maddenin yürürlüğe girmesinden sonra kesinleşen hükümler bakımından da uygulanır.
Uygulamada Ortaya Çıkan Sonuçlar
Bu düzenlemelerin pratik yansımaları şu şekildedir:
- İlk derece mahkemesi aşamasında hesap kullandıranların cezaları yarıya inecektir.
- İstinaf aşamasında dosya bozulacaktır.
- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı aşamasında dosyalar ilk derece mahkemesine iade edilecektir.
- Cezanın kesinleşmesi durumunda hükümlülere 6 aylık süre verilecek ve zararın tamamen giderilmesi halinde TCK m.168/2 uyarınca yarı oranında indirime gidilecektir.
Cezası kesinleşmeyen sanıklarla ilgili zararın giderilmesi gibi bir şart aranmamış, cezada yarı oranında indirim doğrudan tanımlanmıştır.
II- Hesap Kullandıran Sanıkların Hukuki Durumu ve Uygulamadaki İhtilaflar
Yargıtay ve BAM Kararlarında Hesap Sahibinin Sorumluluğu
Yasa değişikliğinin uygulamada yaratacağı esas ihtilaf, sanığın hesabını maddi menfaat karşılığında kullandırıp kullandırmadığının tespiti noktasında oluşmaktadır. Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 04.06.2024 tarihli, 2021/16966 E., 2024/7470 K. sayılı kararı gibi aksi yönde yorumlanmaya müsait kararlar mevcut olsa da uygulamada mahkemeler ve istinaf daireleri, hesap sahibinin kartını veya banka uygulamasını şifreleriyle birlikte para veya başka bir maddi menfaat karşılığında kiralamış olduğu durumda dolandırıcılık suçunun asli maddi faili olduğunu kabul ederek hüküm tesis etmekteydi.
İstanbul BAM 21. Ceza Dairesi'nin 26.09.2024 tarih ve 37/5676 sayılı kararında bu husus şöyle açıklanmıştır:
"Hesap sahibi kavramı, hesabın bağlı bulunduğu bankacılık işlemlerini fiziksel yolla veya mobil bankacılık yoluyla yapmaya yetkili kişi olarak tanımlanabilir. Hesap sahibi gerçek veya tüzel kişidir. Uygulamada, mağdurda hileli yollarla elde edilen paranın bir hesaba gönderildiği görülmekte ve adli makamlarca öncelikle bu hesap sahibinin kimliğine ulaşılmaktadır. 5464 Sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu (15/1, 16/1, 37) uyarınca olayın ilk şüphelisi hesap sahibi olarak karşımıza çıkmaktadır."
Kararda, hesap sahibinin kartını şifreleriyle birlikte para veya başka bir maddi menfaat karşılığında kiralaması halinde; mağduru doğrudan dolandıran faille iletişime geçen hesap sahibi şüpheli olmasa bile, kartını bir menfaat karşılığı kiralaması nedeniyle kimliği meçhul diğer kişinin eylemine doğrudan iştirak ettiği gerekçesiyle dolandırıcılık suçunun asli maddi faili olduğu kabul edilerek mahkumiyetine karar verileceği belirtilmiştir. Bu koşulda, failin kartını bizzat kendisinin kullanması gerektiği, başkasına teslim etmemesi gerektiği, kartını menfaat karşılığı kiralaması halinde bütün hukuki ve cezai sonuçlarına katlanması gerektiği kabul edilecektir. Bununla birlikte, kartı hesap sahibinden alan kişiler hakkında da soruşturma yürütülmeli, böyle bir kişinin bulunup bulunmadığı belirlenmeli, bulunduğunun belirlenmesi halinde bu kişi veya kişiler hakkında da soruşturma yürütülmesi önem taşımaktadır.
Uygulamadaki Sorunlar ve Delil Değerlendirmesi
Dolandırıcılık suçlarına ilişkin yürütülen yargılamalarda, ilk derece mahkemelerinin birden fazla sanık hakkında mahkûmiyet hükmü tesis ettiği sırada ekseriyetle kararın gerekçesinde suçun iştirak iradesiyle işlendiğini belirtmekle yetindiği, sanıkların hesaplarının kullanıldığı yönündeki savunmalarına ilişkin ayrıca bir değerlendirme yapılmadığı, yapılsa dahi ilgili savunmaların inandırıcılıktan uzak ve hayatın olağan akışına aykırı olduğuyla sınırlı değerlendirme yapıldığı görülmektedir.
Mahkemelerce ekseriyetle sanıklarla ilgili mahkûmiyet hükmü tesis edilirken hesabını kullandıran veya hesabı kullanan yönünde bir ayrıma gidilmediğinden, yasa değişikliği sonrasında gerçekleştirilecek uyarlama yargılaması başvurularında hesabını kullandırdığını iddia eden sanık yönünden fiili durumun doğru bir şekilde ifade edilmesi önem kazanacaktır. Zira başvuru neticesinde mahkemece hükümlü sanığın hesabını kullandırdığı kabulüne gidilmesi durumunda:
- Sanığın cezası yarı oranında azalacak,
- Zararın giderilmediği dosyalarda etkin pişmanlık müessesesinin tatbikinin mümkün olması sebebiyle yarı oranında alınacak ek bir indirimle, netice cezanın uyarlama yargılaması öncesinde tesis edilen cezanın dörtte birine kadar düşmesi mümkün olacaktır.
Yasada yer alan "kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması" ibaresinden de anlaşılacağı üzere, dolandırıcılık suçuna iştiraki noktasında elde edilmiş tek delilin hesabına para gelmesi olan, savunmasını bu yönde ifade etmiş sanıkların, şüpheden sanık yararlanır ilkesi de gözetilerek "hesabını kullandıran" statüsünde değerlendirilmesi gerekecektir.
Aksi kabul için, sanık açısından sahibi olduğu hesaba para yollanması dışında dolandırıcılık suçuna iştirak ettiğini gösterir somut delil veya delillerin bulunması gerekir. Bu kapsamda değerlendirilmesi gereken deliller şunlardır:
- Suça ilişkin malın satışına ilişkin ilan ve yazışmalar,
- Web sitesi adresleri,
- Malın kargoya teslimi veya paranın ATM'den çekilmesine ilişkin kamera kayıtları,
- Mobil bankacılığa giriş yapılan cihazların IP ve IMEI eşleştirmeleri,
- Para çekme anındaki fiziki konum verileri,
- Şüpheliler arasındaki HTS trafikleri,
- Tanık beyanları,
- Dinamik IP kullanımı ve CGNAT verileri,
- BTK'dan alınan log kayıtları.
Dolandırıcılık suçlarına ilişkin bazı dava dosyalarında hazırlık aşamasında etkin bir soruşturma yürütülmediği, yukarıda ifade edilen delillerin çoğunun toplanmadığı, kamera kaydı vb. delillerin ise geç talep edilmesi nedeniyle silindiği, bu nedenle yalnızca banka hesabına para gelen sanık hakkında dava açıldığı görülmektedir.
III- Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) Düzenlemesi
CMK m.231'de Yapılan Değişiklikler
7589 sayılı Kanun'un 15. maddesiyle 5271 sayılı CMK'nın 231. maddesinin beş ila on dördüncü fıkraları yeniden düzenlenmiştir. Yeni düzenlemeye göre:
- Beşinci fıkra: Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası ise mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. HAGB, müsadereye ilişkin hükümler hariç, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade eder.
- Altıncı fıkra: HAGB kararı verilebilmesi için üç koşul öngörülmüştür:
- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması,
- Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,
- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi.
- Yedinci fıkra: Açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkum olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilemez.
- Sekizinci fıkra: HAGB kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tabi tutulur. Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha HAGB kararı verilemez. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak:
- Bir meslek veya sanat sahibi olmaması halinde, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine,
- Bir meslek veya sanat sahibi olması halinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,
- Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.
- Dokuzuncu fıkra: Altıncı fıkranın (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde; sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık taksitler halinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da HAGB kararı verilebilir.
- Onuncu fıkra: Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesi kararı verilir.
- On birinci fıkra: Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar.
Sonuç ve Değerlendirme
7589 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemeler, özellikle dolandırıcılık suçlarında hesap kullandıran konumundaki sanıklar bakımından önemli sonuçlar doğurmaktadır. TCK m.158/4 ile bu kişilere yarı oranında ceza indirimi tanınmış, infaz aşamasındaki hükümlülere ise etkin pişmanlık yoluyla ek indirim imkânı sağlanmıştır. Uygulamada mahkemelerin hesabını kullandıran ve hesabı kullanan ayrımını net biçimde ortaya koyması, delillerin titizlikle değerlendirilmesi ve şüpheden sanık yararlanır ilkesinin gözetilmesi, yeni düzenlemenin amacına uygun şekilde uygulanması bakımından kritik önem taşımaktadır.